Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

3.d-4

Yazar rumuzu : rem
Eser sıra no 09023.05
--------------------------


İLMİN KILAVUZLUĞUNDA ADIM ADIM


Bilim; bize düşüncemizi sorgulamayı, kendini beğenmişlikten kurtulmayı, boş umutlara kapılmamayı, başarı yolunda uğraş vererek sessizce ilerlemeyi öğretir.

George Sarton


Ne zaman dünyadan kopup, aylaklık yapmak için bir ağaç altına yatsam, hele altına uzandığım ağaç; dallarını gökyüzüne kaldırmış, yeşil yapraklı, sulu, mis kokulu, parlak kırmızı renklerinin arasına, yer yer yeşil benekler sıkıştırmış bir elma ağacıysa, aklıma aniden dalından kopup yere düşen bir elma ve yerçekimi gelir. Sımsıkı kapatırım gözlerimi ve derim ki kendime: hayal kur, bırak şimdi yerçekimini, Newton’u. Düşle şu kırmızı elmayı, o kırmızıda barınan canlılığı, yeşilin parlaklığını, dinle yakınlardaki derenin usul usul akışını, müzik gibi şırıltısını. Hadi bakalım o zaman da geliverir aklıma, hınzırca bir köşede kalmış Archimedes. “Buldum, buldum” diye sokaklarda çırılçıplak koşmamış mıydı bu adam? Hatta daha da ileri gidip; “bana bir dayanak gösterin, tüm dünyayı yerinden oynatayım” da demişti. Daha bunları silemeden aklımdan gelmeye başlıyorlar birbirlerinin peşi sıra; Öklid, Leonardo da Vinci, Kopernik, Lokman Hekim, Galileo, Kepler, Faraday, Farabi, Darvin, Hazerfen Ahmet Çelebi, Mendel, Pasteur, Ali Kuşçu, Pavlov, Curie, Einstein, Mimar Sinan, Alfred Nobel ve daha niceleri. Hayal bile kurarken yalnız bırakmıyor insanı, bilimin ışığı ve bu ışığa koşan savaşçı pervaneleri. Bir ampul yanıyor beynimde, belki de Edison’un katkısıyla, bir yol göstericidir onlar diyorum kendime, hayatımızı anlamlandıran nedenlere, niçinlere yanıtlar bulan ve bu yanıtlarla dünyayı bir daha eski haline dönmemek üzere değiştiren kılavuzlardır onlar.

Ne kadar büyük bir sorumluluktur birilerine yol göstermek ve kılavuzluk etmek. Siz gösterirsiniz, yönlendirirsiniz, size inananlar, aklınıza, deneyiminize ve tabii ki en önemlisi bilginize inananlar sizi takip ederler. O takip başladığı andan itibaren de, onların hayatları, yolları, fikirleri ve en önemlisi bilgileri geri dönemeyecek şekilde değişir. Değiştirirsiniz bir insanı, ona doğru bildiği yanlışı gösterirsiniz, hiç bilmediğini öğretirsiniz ya da görüp de anlamadığını açıklarsınız. Olmaz denileni oldurur, olabileceğe inandırırsınız. Zor iştir kılavuzluk, belki de bu nedenle doğru ve yıkılamaz olması gerekir en başta. Sağlam temellere oturması, tartışılsa bile ikna edebilir olması gerekir.

Aklıma elma ağacının altında yatarken gelen bu adam ve kadınlar, insanlığın tarihinde yeni bir yol açan, açtıkları bu yeni yolda, insanlara ve insanlığa ışık tutan yol göstericiler olarak görevlerini yaptılar. İnsanlığı ve dünyayı güvenli adımlar atmak yolunda yüreklendirdiler. Engizisyona kafa tutan Galileo, engizisyonun kendisi için verdiği ölüm fermanını, insanlığın aklında ve yüreğinde ölümsüzleşerek engizisyonun ölüm fermanı haline getirmedi mi? Galileo’yu yargılayan kilise bu ayıptan bugün bile tam kurtulmuş mudur ne dersiniz?

Belki de insanlık, ölüme meydan okuyarak, sadece bir düşünceyi savunan bu insanlardan aldıkları güçle, inançla tutundukları hayatta ilerlemeye cesaret edebildi. Çünkü ilmin açtığı yolun kılavuzları güçlüydü. Onlar kendi yaşamlarına rağmen savunmuşlardı düşüncelerini ve bu düşünceler, insanlığın ilerlemesi yolundaki adımlarını her seferinde daha sağlam atmasına dayanak olmuştu. Tutuculuğun olmadığı, aklın esas alındığı bu yol insanlığı her adımda geliştirdi, kılavuzların izinde atılan her adım ışığa yaklaştırdı insanlığı. Bu ışıklı yol, yaşadığı hayatı insanlığa her adımda daha da ayrıntılı tanıttı. Bu yolda; varsayımlara, kişisel görüşlere, bana göre diye başlayan sözlere ve kalıplaşmış, katı düşüncelere yer yoktu. Doğru ve doğruluk bu yolun kılavuzlarının olmazsa olmaz kurallarıydı. En güzel olan da, ilmin hayatın her alanında, aynı yol gösterici görevi üstlenmesiydi. Bazen günlük yaşamda çok basit bir sorunun çözümünü kolaylaştırırken bizler için, bazen savaş meydanlarında bir manevraya önderlik ediyor ve bir ulusun kaderini belirliyordu. Belki de sadece bu noktadan hareketle şöyle demişti Mustafa Kemal Atatürk: “Ülkemizin en bayındır, en latif, en güzel yerlerini üç buçuk yıl kirli ayaklarıyla çiğneyen düşmanı yenen zaferin sırrı nerededir bilir misiniz? Orduların yönetiminde, bilim ve fen ilkelerini kılavuz edinmektir. Ulusumuzu yetiştirmek için temel olan okullarımızın, yüksek okullarımızın kurulmasında aynı yolu izleyeceğiz. Evet; ulusumuzun siyasal, toplumsal yaşamında ulusumuzun düşünce bakımından eğitiminde de kılavuzumuz bilim ve fen olacaktır.”

O, bir ulusun kendi avuçlarında olduğunu, o ulusun kaderinin ve geleceğinin iki dudağının arasından çıkacak sözcüklerde yüklü olduğunu biliyordu ve bunu bilmenin verdiği sorumlulukla tek bir şeye yürekten inandı; ilme ve ilmin hayattaki en hakiki mürşit olduğuna. İşte bu inançla; aç ve açık olarak, her türlü imkansızlığın pençesinde kıvranırken bile, bir bakışına dünyaya karşı çıkmaya hazır olan bizlere en önemli manevi mirasından bir cümle olarak bunu bıraktı : Hayatta en hakiki mürşit ilimdir… Mustafa Kemal Atatürk


Yazar rumuzu : rem


Önceki eser / Eserler ana listesi / Sonraki eser

---------------------------------------------------------------