Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

3.a-4

Yazar rumuzu : kupa kızı
Eser sıra n0 : 090221.05
-------------------------------


BİLİM ATEŞİ


Umut diye seslenişler....Yolunu kaybetmişlerin yolunu arayışı…Sokakta kalan çocuğun barınacak bir yer bulması…

İnsanların, ulusların önündeki tuzaklarla tehlikelerle dolu gelecek neyle sağlam temeller üzerine kurulabilir ki? İnsan kendini geliştirebildiği ölçüde başarıya ulaşır. Başarının bazen tesadüfle gerçekleştiğini düşünsek bile, gerçekleşmeden önce ortamı bir şekilde hazırlamışızdır.

Başarıya ulaşmadan önce bazı aşamalardan geçeriz. Çalışırız. Üstünde durduğumuz konu hakkında araştırmalar yaparız. Ve bunlar soyut da somut da olsa bir şeyler üretmiş oluruz.

Bilim de başarmanın göstergelerinden birisidir. Bir şeyler üretmek için düşünürüz. Onu hayata geçirmek için çabalarız.

Bilimin duygu dünyasında yeri yoktur. Üretirken duygularımız öncelik kazanırsa bilim bilim olmaktan çıkar. Bu durum önümüzde iki sokağın olduğu, ama bizim bunlardan çıkmaz sokağı seçmemize benzer.
Diğer sokaktan istediğimiz yere hem ulaşabilecek, hem de daha sonrasında devam edecekken çıkmaz sokakla her şeyi bitiririz. Ve başladığımız noktaya geri döneriz. İşte bilim de, sabit düşüncelere saplanıp kalırsa ne gelişme gösterebilir, ne de insanlık yararına bir şeyler üretebilir.

Ulu Önder Atatürk’ün 1924 yılında Samsun’da söylediği bir sözünü biliyorum. Bakın bu söylediklerimle ne güzel de örtüşüyor. Atamız diyor ki:

“Hayatta en doğru yol gösterici ilimdir. İlimin ve fennin haricindekilere inanmak cehalettir, gaflettir, delalettir.”

Atatürk bizlere; sakın ola ki ilim ve fennin dışına çıkmayın, ona sıkı sıkı sarılın, sahip olun, demek istemiş olmuyor mu?

Ülkemizi gelecek nesillere huzurlu, uygar olarak aktarabilmemiz için, ilmin tüm alanlarında var olmalıyız. Uygarlığın temelinde bilim olduğu gerçeğini hep düşünmeliyiz. İlmin kabul etmediği her şeyden uzak durmalıyız.

Bilimin bazı unsurları vardır.Bunlar:Ölçülebilirlik,deney yapılabilmesi,geçerliliğinin olması,(mesela her zaman ve her koşulda su 100 derecede kaynar.Bunu her yerde ve her zaman deneyle de ortaya çıkarabiliriz.)objektif olması,( yani bilimsel bir gerçek herkes için aynıdır değişkenlik göstermez.) ve belki de en önemlisi yeni sonuçlara açık olması (örneğin eskiden doğru bildiğimiz pek çok şey bugün doğru olarak kabul edilmiyor.Demek ki bilimde yeni veriler ışığında değişebilir kesin bilgi yoktur.,Bilimde sorgulama vardır.İcat edilen bir şey veya bilimsel bir gerçeklik de sorgulanır.Zaten sorgulanmalıdır ki daha yeni olan şeyler ortaya çıkabilsin,üretilebilsin.Kesin bilgi sadece dinde vardır.Mesela Allah’ın varlığını sorgulayamazsın.Allah birdir ve onu öyle kabul edersin.Ama bilimsel olayları sorgularsın hep şüphe duyarsın.Bilimsel gerçekliğinde temeli işte budur.

İlim sadece icat değildir. İlim okuldur. Üniversitedir. İlimin geliştiği yerlerde sanat da gelişir. İlmin sanatla ne kadar farklı yönleri olsa da ikisinin de gelişmesi için şartların aynı olması gerekir. Bilim ve sanat, özgür düşünce ortamının olduğu ortamda gelişebilir. Bir toplumda bir nevi bilimin ilerlemesi demek sanatın da ilerlemesi demektir. Atamız bununla da ilgili: “Sanatsız kalmış bir toplumun Hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” diyor.

Sanat olsun, bilim olsun aslında hepsi bütünün bir parçası.Ve bizim bunları yerinde kullanmamız isteniyor.Aynı yapboz yapar gibi.Dünyamız yapboz!Parçaları da bilim,sanat,spor....

Bilim öyle bir şey ki bence ona en çok yakışsan söz:“ Güzel olması yetmiyor, mükemmel olması gerekiyor.”Çünkü bilimin ürettiği şeyler önce güzel olarak nitelendiriliyor, zaman geçiyor ve insana gerçekten de yetmiyor. Daha fazlası isteniyor ve mükemmellik için adım atılıyor.

Bilim böyle gelişen, değişen bir şey işte. Dogmatik olan her şeye karşı. Duyguların ötesinde bir şey. Hiç unutmam bir keresinde bir yazı okumuştum. Ve aklımdan hiç çıkmadı.

Japon İmparatoru Hirohito’nun İkinci Dünya Savaşı bittikten sonra oğluna yazdığı mektup da bilimin ne kadar gerekli ve güzel olduğunu anlatan cümlesi:

“Bizim ordumuz duyguya çok fazla önem verirken, bilimi unuttu. Bu yüzden bu acıları çekiyoruz. Şimdi sarayın üzerinden b52 uçakları geçiyor ve içim acıyarak görüyorum ki, bu uçaklar, çok güzel uçaklar…”

İşte gerçekten de öyle. Hangi ülke bilimi kendine kılavuz seçerse her alanda büyük ilerlemeler gösterir. Günümüzde de bunun örneklerini görüyoruz. Bilim teknoloji yönünden gelişmiş olan devletler her zaman güçlü bir konumda olmuşlardır.

Aslında yaşam alanımız o kadar geniş ki! Ve elimizde ki küçük bir taneyi bile değiştirmek sadece bizim elimizde. Bunun için hepimiz biraz düşünsek, düşündüğümüz şeyleri gözlemlesek ve sonunda yapılabiliyorsa deneyini yapsak; hayatımız da nelerin değişebileceğini görürüz.

Düşüncelerimizi dolaplara koymamalıyız ya da çöp torbalarına. Onları süzgeçten de geçirmemeliyiz. Duygularımız, bilimin önüne geçmemeli; üretmeliyiz. En azından denemeliyiz. Olaylara bir açıdan değil diğer açılardan da bakıp harmanlamalıyız.

Kibrit kendiliğinden yanmaz. Birinin eline alması ve yakması gerekir. İşte beynimizde ki taslakları da böyle hayata geçirmeliyiz.

Dünya bir yapbozsa biz bu parçaları en kısa zamanda ve doğru yerlere yerleştirmeliyiz. Bilim olmadan gelişmeyi unutmalıyız.Önümüzde bir yol göstericinin olmasını istiyorsak bunu, başka devletler olarak görmemeli, bilimi, sanatı……. örnek almalı, çalışmalıyız.

Evet bunlar için de özgür düşünce ortamları oluşturulmalı.Kimse düşüncelerini söylemekten çekinmemeli.Sorgulama kavramı insanlara aşılanmalı!

Ve son bir kez daha Atatürk’ün konuyu bir cümleyle anlattığı sözünü aklımızdan hiç ama hiç çıkarmamalıyız:

“HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİD İLİMDİR,FENDİR.”


Yazarın rumuzu : kupa kızı


Önceki eser / Eserler ana listesi / Sonraki eser

-------------------------------------------------------