Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

1.e-2

Yazar rumuzu : tübitak
Eser sıra no : 090217.05
------------------------


İLİM DEVŞİREN MAVİ GÖZLERİN TÜRKÜSÜ


Bu ezilmişliğin değil var oluşun bir türküsüdür.Hayata isyan etmeden geçmiş ile gelecek arasında bir köprüdür.Kurşunu havada tutamasan da kahpece gidişleri sevdaya dönüştüren namlunun ucunda ezgisi olmayan,uyanmayı ölüm anına bırakan Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir türküsünü terennüm edenlerin türküsüdür.

Zalimlere boyun eğmeden ,mücadeleyi kazanıp insanca yaşayıştır.Var olmanın ötesinde var oluştur.Kardelen misali azimle çalışıp sonuca varıştır.Kalbe giden yolu fethediştir.Bazen bülbül olup güle ilan-ı aşk ediştir.Kimi zamanda sevdaya yasak koyanlara inat sevdayı doyasıya yaşayıştır.

Eyyüp olup en güzelinden sabrediştir.Bazen de balık olup Yunus’u saklayıştır.Ya da Yunus olup balığın karnında sabırla bekleyiştir.Kim bilir belki de Sultan Süleyman olup enva-i çeşit kuşlarla muhabbet edip onlara hükümran oluştur.Kimi zaman da ateş olup İbrahim’i görünce gülistan oluştur.Bazen de iki cihan serverinin göç edişidir.

Bilinmeyen bir zamanda şiir gibi yaşamı görüp şairler gibi yaşayıştır. Bazen hayata karşı Orhan Veli gibi kayıtsız oluştur. Ömrün merdivenlerini Ahmet Haşim gibi ağır ağır çıkıştır .Varlık sancıları içinde Necip Fazıl gibi çile çekiştir.Otuz beşinde varacağın son noktayı Cahit Sıtkı gibi görebilmektir.İlacından vazgeçecek kadar Fuzuli gibi aşık olmaktır. Ya da bir şairin şiiri olmaktır:

Ne acı,kaybetmek için sahiplik

Ölümlüyü sevmek ne korkulu iş

Hayatım püf desen kopacak iplik

Çıkmaz sokaklarda varılmaz gidiş


Papatya tarlalarında,gelincik açmayan yollarında yarenle konuşmaktır sevgiliye duyulan özlem.

-Mavi gözlüm !Yine nerelere dalıp gittin öyle !Hadi gel biraz konuşalım seninle…’Bir ben doğardı içimde ellerinden,bir ben ki bana gelecekteki beni anlatmaya başlardı.Mabedimde ilim devşiren ellerin olmaktı hasret.

Süt kokan çocuğuna, ‘Her gül bir kaderle açar ve her kuş bir kaderle uçar’ diyerek masal anlatmaya başlamaktır.,Mıstıkla dostluğu,Tosun Bey’le sadakati,Primo ile Türklük duygusunu,Kara Memişle bayrak sevdasını kainatın hamurunu muhabbetle yoğurarak anlatmaktır.Dede Korkut Hikayelerindeki gibi kırkım çıktıktan sonra ata binememek belki ok atamamaktır.

‘Yağmurlardan sonra büyürmüş başak, meyveler sabırla olgunlaşırmış’ Sadece bunu anlamak için olmak lazımmış,yanmak için pişmek lazımmış,ağlamak için dolmak lazımmış…Şimdi piştim,doldum ve oldum.Çağlayan nehirler vardır,kıvrım kıvrım akarlar.Hiçbir bent hiçbir dönemeç engel olamaz onlara.Geçerken görmezler etrafı ,nice yalçın dağları ve dahi vadileri.Ta ki kavuşmaya yakın sakinleşirler deryaya.İşte o an bir vuslattır sevgiliye.O an,bir fırsattır geriye bakmak için,o an bir fırsattır olmak,anlamak için ,yanmak için ,ağlamak için .İşte son fırsattır ,son çırpınıştır göğe yükselip ilim şehidi olabilmek için

Elbette kış yerini bahara bırakacak,nazlı derecikte balıklar raks edecek ,yine kekik kokusu saracaktı köyümün dağlarını…Gelincikler açacaktı Atamın mezarında …Rüzgar umarsızca savuracaktı gelinciklerin o al yanaklarını.Ulaştıracaktı güzelliğini tâ ötelere…Oysa şimdi…dağları beyaz bir hüzün kaplamış,kuşlar sessiz,günler uykusuz ,geceler yorgundu

Ve gittin,geldiğin gibi süzülerek gittin.Bir kapı aralığından girişini unutmadım,bir de sessiz sedasız hayatımdan ayrılışını.Bir daha görmedim seni.Neredesin ,başka kimlere var olabilmeyi ,dimdik durabilmeyi,yeri de gelirse ağlayabilmeyi öğrettin bilmiyorum.Kader atar da önüne,şu satırları okur musun acaba?Dolar mı gözlerin yeniden ?Ne çok şey öğrendim senden sonra.Giderken beynime çizdiğin Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir türküsünü,terennüm ettim mumsuz karanlık gecelerde.

Söyle Yüce Atam! Gece bu denli karanlık olur mu?Bunca gürültüyle eser mi rüzgâr? Gözlerim gözlerine değse ağlar mı?Elleri mi belli belirsiz gezdirip ellerini arar mı?Ellerini bulsam tutup kaçar mı?Fâni dünyada kalan ahir eti özler mi?Sığar mı ufacık bir yüreğe devasa bir çığlık.Sığar mı bunca hüzün ,bunca korku,bunca keder,bunca umutsuzluk küçücük bir yüreğe.Bu kadar minik bir beden,dev gibi acıları yüklenip taşıyabilir mi hiç?Sevgi yürekte durur mu hiç,suyun bardakta durduğu gibi?Kalb kalbe karşı olunca tutkulu bir sevdaya dönüşür mü sevgi?Elinizden ümitler kaybolup gitti mi hiç.Kaybolup gitti mi hiç;azgın bir nehir gibi kendini çöle vuran bir çocuk,yanı başınızdan.Engebeli bir yolda elem dikenlerin üstüne basa basa yürüdünüz mü hiç.Yürüdüğünüz yolun yokuş mu,düz mü,yoksa iniş mi olduğunu anlayamadığınız anlarınız oldu mu hiç?Hiç mavi gözlü bir çocuk, ilim dolu sevdalar doldur mu içinize?

Sesin son perdesinden yükselen vaveylalar,yürek tellerimi koparta koparta ağıtlar yakıyordu içimde.Gökyüzü yarı kapalıydı,bir uğursuzluk vardı etrafımda.Bunu hissediyordum.Karanlığa doğru baktım;bir yanımda hüzün ıslığı çalan yaratıklar,diğer yanımda sevinç çığlıkları atan mavi gözlü çocuklar görüyordum sanki.Aman Allah’ım çıldıracak gibiydim,kalbim yerinden çıkacak gibiydi.Beynim çatlayacak gibiydi.Bu ne haldi;anlamak mümkün değildi.Ne kadar yalnızlık hissi içimde uyandıysa , o kadar da kalabalık ve karmaşık duygular uyanıyordu içimde .Bazen birdenbire sevince dönüşüp tekrar ağır hüzünlere doğru yolculuk yaptıran sarmaşık duygular ve düşünceler tıka basa dolduruyordu içimi.Keskin bir acı vardı ve zehir gibiydi bu duyguların tadı.


Şimdi hava soğuk .Hava üşümüş.Hava karlı.Sen bir uzun hava akıt içimize Yüce Atam .Ben böyle uzun uzun yazmayı senden öğrendim.Sen söyle hep ,türküler söyle .Ben seninle tabuları devirdim.

İnadına aşık oldum sana.Aşık oldum senin aşkına.Aşkın ne derece boyutlu olduğunu senden öğrendim.Bir çocuğun moraran dudaklarına,titreyen ellerine,ince boynuna aşık olunabileceğini öğrendim senden.Seni içime sardım.sen hiç fark etmedin.

Senden öğrettim sevdiğime türkülerle sevmeyi. Senden öğrendim ben türkü tadında sevilmeyi.Severken güçlü olmayı senden öğrendim.Ben senden bildiklerime tutunmayı,öğrendiklerime sahip çıkmayı,mucizelere inanmayı öğrendim.Eğer söyleseydin öleceğini,ağlardım.Çok ağlardım.Seni anlayamazdım.Ben ilim yolunda yürümeyi senden öğrendim.

Ben hep seni sevdim Yüce Atam!Şimdi son yolculuğuna çıktığın gün gibi uğurlamak için yanına geldiğim bu sisli günde,teneşire boylu boyunca uzanan güzelliğini görünce yine sana benzemeyi diledim ilim yolunda.Ölüm sende bu kadar güzelleşmiş!Ölesim geldi be Yüce Atam.Yaşamaya da özendirdin!Ölmeye de!

Tekbir aldı imam efendi! Namazını acele kıldılar:Götürmeden evvel sordular ‘Nasıl bilirdiniz?’ Yağmur oldu gözyaşlarım . ‘Meleklerden güzel!’ diye haykırdı kalbim.

Sen bugün sakın üzülme Yüce Atam!Hem mizanın başında hem de ilim ufkunda yetişirim sana !Sen sakın mahzun olma.Hiç sanmam ya Atam,az gelirse sevapların dert etme sakın!Elimde senin asker üniformanla, inkılaplarınla, devrimlerinle koşar gelirim.Bu dünyalıktan şanlı üniforman yeter sana.Üniformana sildiğim gözyaşlarımdan ;sonsuz güzellikte billur hatırat….Gözlerimde gözlerinin ışığı…

Ellerimde ilim devşiren ellerinin kokusu….

Sevgili Yüce Atam,biliyor musun?

Şimdi ben de ilimde cihat eden oldum

Tıpkı sen gibi

Aynı sen gibi seviyorum herkesi,her şeyi,her yeri…

Bir de olur olmaz yerde ,türkü söylerim halime.

Sana öyle hasretim ki bir bilsen

Gelmez dile…………………..


Yazar rumuzu : tübitak

Önceki eser / Eserler ana liste / Sonraki eser

________________________________________________________________________