Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

2.b-2

Yazar rumuzu : temos-kisinka
Eser sıra no : 090219.05
----------------------------------


KURDELE


Gözlerimi kapattım bir anlığına. Hiçbir şey düşünmeden biraz bekledim. Zihnim berraklaşınca düşünmeye başladım yeryüzündeki insanları. Onların hayatlarını, düşünme şekillerini... Bazı insanların boş inanışlarını, bazılarının tutkuyla gerçek bilgiye erişme isteklerini…

Hurafelere inananları, çürük bir geleceğe dayandıklarını bilmeden, gerçekten inanarak türbe kenarlarına kurdele bağlayanları düşündüm önce. Çocuğunun üniversiteyi kazanması için bir kurdele, çocuğu olsun diye bir kurdele daha, eşi hasta; şifa bulsun diye bir tane, zengin olmak için bir tane daha ve bir tane de eşiyle kavga etmesin diye… Sanırım bir metre kurdele hepsine yeter. Ne kadar kolay değil mi?

‘‘Yoldan geçerken bulduğum her bir ağaca ya da türbeye birer tane kurdele bağladığımda hayatımın sonuna kadar mutlu olacağım. Ama bir dakika! Madem tüm mutsuzluklar bir metre kurdeleyle yok oluyor, fazladan bir metre kurdele daha bağlarsam belki ölümsüzlüğü de bulurum. Bak, gördün mü işte?! Sonsuza kadar mutlu olacağım, hayatımın sonuna kadar değil.
Fakat bazı insanlar nedense(!) gece-gündüz çalışıyor, deneyler yapıyor, aklını kullanıyor ve bir şeyler bulmaya çalışıyor. Ne kadar gereksiz(!) Ben iki metre iple tüm işlerimi halledecekken onlar benim istediklerimi belki de tüm hayatları boyunca elde edemeyecekler.
Üst komşum var ya hani; Hatice, beş yıldır doktora gidiyor kocasıyla, çocukları olsun diye; ama ortada tık yok. Bir de yan komşuya bak; kadıncağız iki dua okudu bir su serpti falanca babanın türbesine, seneye çocuğu oldu.’’

Ne kadar üzücü... Benimle aynı fikri paylaşan birçok kişi olduğunu umuyorum. En azından bir kişinin, çok çok çok önemli bir kişinin beni desteklediğinden eminim. Tabi ki büyük önder, sevgili atamız, ‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.’ sözünün sahibi. Sevgili atamız yaklaşık bir asır önce sözünü söylerken her zamanki gibi yanılmamıştı. Biraz ileri görüşlülüğü, biraz da gerçekçiliği ve bilgileri etkili bunda.

Biraz önce bahsettiğim düşünce –iki metre kurdeleyle işini halledeceğini zanneden zavallı, tarih öncesi düşünce- ne yazık ki birçok insana zarar veriyor. Umutları gibi rengarenk, parıltılı kurdeleler bağlayan hanım teyzelere, o kurdeleleri güveler yediğinde Koyun Baba gelmiyor umutlarını yeşertmeye, tekrar hayata inandırmaya. Ya da onlar çizdikleri yollarda yürürken -başlarda çok sağlam, pırıltılı ve çekici görünen yollarda- zaman rüzgarı esip de yüzlerine soğuk gerçekleri vurunca zedelenen hayatları onarmaya ne Oruç Baba ne de Kalender Baba geliyor. Hiçbir ‘Baba’ ona kurdeleler hediye eden çocuğuna yardım etmiyor ve hurafelerin çirkin yüzleri bir kez daha açığa çıkıyor. Bir kez daha, bir kez daha Atatürk’ümüzün sözlerini savunurken buluyorum kendimi. Bir kez daha, bir kez daha…

Gözlerimi açtım. Bu düşünceleri bir kenara bıraktım ve yine günlük hayata attım kendimi. Bir bilim dergisi alıp okumaya başladım. Çok tartışılan bir konu üzerine bir makaleye dalmışken buldum kendimi. Okudukça heyecanlanıyor, heyecanlandıkça okuyordum. O satırlarda kendimi bulmuştum, sürekli içimde iki taraf çatışıyordu makaleden dolayı. Biri kendine göre haklı, öteki kendine göre haklıydı. Düşünmeye, tartmaya; henüz okuduklarımı bilgilerimle harmanlayarak en doğru yola varmaya çalıştım. Bu, öylesine müthiş, heyecan verici bir durum ki tarif edemiyorum. ‘‘Bir amacım var işte, zamanla kendimi geliştirip ben de deneyler yapacak, gezecek ve göreceğim. Bilimin bana sunduğu her olanaktan faydalanarak istediğim yere geleceğim. İşte o zaman; ‘Evet, bunu ben buldum. Kendi gözlerimle gördüm, ellerimle yaptım, aklımı kullandım. Bunlar kulaktan dolma bilgiler değil, bunları ben şimdi tespit ettim, kendimden eminim. İstediğimi başardım.’ diyebileceğim. Bundan daha büyük bir mutluluk var mı? Kendinden emin olmak kadar, -Ben buyum, bunu biliyorum!- diyebilmek kadar güzel bir şey var mı dünyada? Bence yok.’’ diye düşündüm. Tabi hemen arkasından da yine o meşhur söz –aslında hayatın altın kuralı da diyebiliriz- geldi aklıma: ‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir!’.

Bilim… Sadece bir kelime… Ancak ne kadar çok şey ifade ediyor. Bana göre bilim, beni ‘İşte bu!’ dediğim noktaya götürecek tek rehber. Bana önümdeki kapalı kapıları açabilmem için gereken tek anahtar… Ya da bana hep yardımcı olacak, yanlışlarımı düzeltecek ve öğretecek bir öğretmen… Meşhur bir cümledir: ‘Hayat sınavlardan ibarettir.’ cümlesi. Sınavlarda yapılan yanlışlar hiçbir zaman unutulmaz. Bu yanlışın doğrusu öğretilir de aynı soru insanın karşısına tekrar geldiğinde cevabından emin olur ve soruyu doğru cevaplar. İşte bizim de hayatın karmaşık sorularını cevaplayabilmemiz için yanlışlarımızı düzelten, daha da iyisi biz yanlış yapmadan bize doğruyu öğreten öğretmen bilimdir.

Derin bir konu. Tekrar kapattım gözlerimi. Tekrar düşünmeye başladım: Bilim kavramı ne kadar genişti? Bilim denince sadece laboratuvar ve bir dizi beyaz önlüklü insan mı gelirdi akla? Bence bu kavram sanılandan çok daha geniş. Bir bankacının elinde matematik, sağlıkçının elinde tıp, mühendisin elinde fizik, eczacının elinde kimya, gıda sektöründe çalışanda kimya, biyoloji var. Psikiyatrisi düşündüğümüzde psikoloji, büyük bir topluluğun önünde konuşan bir yaşam koçunu düşündüğümüzde de sosyoloji ile karşılaşırız. Şimdi düşünen, mantıklı her insanın aslında kendi çapında bir bilim adamı olduğunu daha rahat fark edebiliriz. Çevremize dikkatle baktığımızda da her yanımızı bilimin kuşattığını görüyoruz.

İşte bizi büyük-küçük fark etmez amacımıza ulaştıracak olan yol bilim yoludur –zahmetli olabilir; zaten hayatta hiçbir şey öylesine elde edilmez- , Ulaş Baba’nın bin bir kurdeleli türbesi yukarıda bahsettiğim hayal kırıklıklarından başka bir yere ulaştırmaz. Zahmetli görünen bilim yolu gerçek yüzünü gösteriyor ki insanlar önceden hazırlansın da öyle gelsin diye. Bilim, sabır ister, emek ister, özveri ister, dikkat ister. Ama aldıklarının karşılığını da fazlasıyla verir. Sonuçta ulaşılan yer gerçektir, uzun bir maratonun ardından kazanılan zafer sonundaki gibi tatlı bir yorgunluk ve inanılmaz bir mutluluk hissedilir.

Diğer tarafa baktığımızda ne gördük? Başta sabırsızlık sonucu cilalanmış görünen ama aslında çürük olan duvarlar yaslanan bilgisiz, ‘bilimsiz’ insanlar ve sonrasında o duvarın çöktüğünü fark edinceye kadar umdukları ve bu sefer sabırla bekledikleri, kolay kazanılmış hayatın yerine, buldukları ellerinden kayıp giden, çok zaman kaybedilmiş bir hayat… Hatta birçok hayatlar! Ulaşılan yer bir boşluktur.

Şimdi gözlerimi yeniden açtım ve çevreme baktım. Çevremde bilim dışı her türlü olaya bazen gülüp geçen, bazen tepkili olan, özellikle yukarıda bahsettiğim olaylarla alay eden ve teknolojik bir gelişme yaşandığında, her türlü bilim dalında ilerlemeler olduğunda bununla övünerek ‘Günümüz insanları neleri başarıyor!’, ‘İnsanoğlunun yapmadığı bir şey kaldı mı?’ gibi cümlelerle başlayarak uzun uzadıya devam eden yazılar yayınlayarak ya da tüm arkadaş listesine elektronik posta atarak sesini herkese duyuran gençlik, sanırım biraz da günün getirdiği şartlardan dolayı bilimin hayatta ne kadar önemli olduğunu bildiğini gösteriyor her seferinde.
Boşluktan sıyrılmanın, hayatı anlamlandırmanın ve istenilen hedefe ulaşmanın tek yolu var:

Bilim. Öyleyse eskilerin düştüğü hataya düşmeden yolumuzu bilimin ışığında çizmeli ve bu yoldan -şaşmadan- ilerlemeliyiz. Önemli olan bize verilmiş imkanları değerlendirebilmek ve hayatta en önemli yönlendiricinin ilim olduğunu anlayarak, ona güvenmek ve koçluğuna sığınmak. Gerisi mutluluk veren alın teri ve zafer sevincidir.


Yazar rumuzu : temos-kisinka


Önceki eser / Eserler ana listesi / Sonraki eser

--------------------------------------------------------------