Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

5.a-1

Yazar rumuzu : sonsuzdan sonsuza
Eser sıra no : 090224.06
-----------------------------------------


BİLİM : NEREDEN NEREYE ?


İnsan, doğanın sayısız karmakarışık sisteminin ve metafiziğin açıklanamayan olgularının ortak paydasıdır. Milyonlarca yıldır süregelen evrimin sonunda doğaya koşulsuz bağlılık basamağından, doğaya hükmetme isteği basamağına ulaşabilmiş tek canlı türüdür. Tüm icatların oluşumunda olduğu gibi somut ve soyutu tek bir varlık temeline oturtabilen modern insan beyninin bu kapasiteye ulaşmasını sağlayan en önemli etken insanın yenilmez merak duygusudur. İnsanoğlu sahip olduğu bu merak duygusu sayesinde yaşadığı, gördüğü her şeyi neden-sonuç ilişkileri içerisinde birbirine bağlayarak doğayı anlama serüvenine başlamıştır. Günden güne ortaya çıkan yeni ihtiyaçlar yeni merak konularını beraberinde getirmiş ve bu konular da nitelikli beyinlerin yaşama verdiği anlam konumuna gelmiştir. İşte tüm bu doğayı anlama çabası, merakın dayanılmaz çekimi ve sürekli değişen ihtiyaçlara çözüm bulma arayışı bilimi ve bilim tutkusunu doğurmuştur. Böylece insanoğlu, çıktığı her kapıdan bilim yolunda ilerleyerek amacına ulaşmıştır ve ulaşmaya da devam etmektedir.

Bilim ve bilim tutkusu evrenseldir. Günümüz bilimi, yüzyılların getirdiği birikim ve sayısız insan beyninin emeğiyle oluşmuştur. Hayyam, Newton, Einstein, Mendel, Toricelli, Feynman, Faraday, Curie, Yang, Mendeleyev, Tesla ve Cahit Arf gibi onlarca milletten sayısız bilim insanı hayatını bu tutkuya adamıştır. Bu tutkunun ortaklığı önceleri insanlığı bir bütün olarak geliştirdi ve hızla büyüyen bir “Dünya Medeniyeti” ortaya çıktı. Ardından değişen dünyanın değişen sistemlerinde bilim, toplumlar arası farkı oluşturan en önemli etken olarak rol oynadı. Coğrafi Keşifler, Rönesans, Reform ve Sanayi Devrimi gibi tüm insanlığı etkisi altında bırakan olaylar sonunda oluşan “Yeni Dünya”nın yeni ve acımasız kanunlarını koymak isteyen milletler için tek bir aydınlık yol vardı: Bilim...

Doğayı anlama çabası gibi soylu bir amacın ve güçlü olma egosunun kucağında büyüyen bilim, günümüzde insanlık için hem bir zirveye çıkış hem de bir çöküş sürecini beraberinde getirmiştir. Modern, uzun ve rahat bir yaşamı insanlığa cömertçe armağan eden bilim, aynı insanlığa kendisini var eden doğayı nasıl yok edeceğini ve daha fazla insanı daha kısa sürede nasıl öldürebileceğini de acımasız bir soğukkanlılıkla öğretmiştir. İnsanı doğanın nanometrelik şifrelerinden ışık yılı uzaklıktaki uzayın derinliklerine götürebilen, evrenin çok bilinmeyenli denklemlerini çözmede en aydınlık yol olan bilim, Hiroşima’da canlılar alemini saniyeler içinde haritadan silmeyi de bilmiştir. Ancak tüm çelişkilere rağmen, günümüzde “Bilim” kelimesi “Güç” kelimesiyle eşdeğerdir. Bilimi, dolayısıyla teknolojiyi elinde bulunduran toplumlar gerek yaşam standartlarında gerekse savaş gücünde diğer toplumlardan oldukça ileridedirler. Sahip olunan tüm bu gelişmişlikler sayesinde, küreselleşen dünyanın ağırlık merkezine sahip olma yarışı içindeki “Süper Güç”ler tüm ekonomileri yani tüm dünyayı rahatlıkla yönetebilmektedirler. Günümüz “Süper Güç”ü Amerika Birleşik Devletleri’nin ve bu güce kafa tutma cesareti gösterebilen Rusya, İran gibi ülkelerin bilim alanlarında yaptıkları yatırımların büyüklüğü de bunun en büyük kanıtıdır. Tüm bunlar da gösteriyor ki “21. yüzyıl Dünyası” nı yönetmenin altın anahtarı “Bilim”dir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin mimarı, tüm dünyanın örnek aldığı büyük lider Mustafa Kemal ATATÜRK; bilimin gelecekte ne denli önemli olacağını yıllar öncesinde öngörmüş ve halkının bilime önem vermesi gerektiğini defalarca vurgulamıştır. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.” ve “Medeniyet yolu üzerinde duraklayanlar ya da bu yol üzerinde geriye bakma bilgisizliğinde ve gafletinde bulunanlar gelişen medeniyetin coşkun seli altında boğulmaya mahkumdurlar.” sözleriyle yolumuza ışık tutan Atamız, yaptığı yeniliklerle de Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşma yolundaki emekleme evresini geçmesini sağlamıştır.

Dünyanın tüm gelişmiş ülkelerinde baş tacı edilen bilim, ülkemizde ne yazık ki “Boş iş” diye nitelendiriliyor toplumumuzun büyük bir kesimi tarafından. Bilime hayatını adama cesaretini gösterebilmiş bir avuç bilim insanımız da ya maddi sorunlarla ya da toplumun gerici baskıları altında eziliyor. Bu da aslında ülkemizin en büyük sorunlarından biri olup da yıllardır hasır altı edilen “Beyin Göçü” cinayetini doğuruyor. Jeopolitik olarak dünyanın en kritik bölgelerinden birinde bulunan Türkiye’nin güçlenmesini istemeyen ve bilimin, güçlenme yolundaki olmazsa olmaz basamak olduğunu bilen yabancı devletler de ülkede aydınlanmayı engellemek, kaosu kazanca çevirmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Geleceğin en önemli madenlerini ve sayısız nitelikli beyni bünyesinde bulunduran Türkiye, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük liderinden birine ve onun paha biçilmez yol göstericiliğine sahip olmasına rağmen, çevresinde ve içinde olup bitenleri umursamaz ve bağnaz bir tavırla izlemekle yetinmektedir. Bilimin değerinin ve durumun vehametinin farkında olan genç beyinler de ya maddi sorunlar yüzünden yanlış yollara sapmakta ya da her geçen gün değiştirilip yeniden önüne konan çalıntı sistemlerin, asimilasyonun karmaşasında kaybolup gitmektedirler. Bu kasoun engellenmesi ve yeni kaoslara yol açan saplantıların ortadan kaldırılması tüm yaraların sarılmasını sağlayacak ve özlenen gelişmişliğe ulaşma yolundaki ilk ve en önemli adım atılmış olacaktır. Bu adımın atılmasını sağlayacak en güvenilir kaynak da yine ve yeniden bilimdir, çalışmaktır.


Yazar rumuzu : sonsuzdan sonsuza


Önceki eser / Eserler ana listesi / Sonraki eser

------------------------------------------------------------