Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

4.e-4

Yazar rumuzu : ışık hızı
Eser sıra no : 090224.04
----------------------------


BİLİMİN EVRENSEL BOYUTU


Modern insan beyninin doğaya yön verme ve onu kendisi için daha yaşanabilir bir hale getirme konusunda göstermiş olduğu çaba, evrimsel süreçte son dört yüzyıla denktir. Bugünse dogmatik inanışlara, kalıplaşmış düşünce yapılarına ve sonunda çıkar elde edileceği düşünülen temelsiz klişe söylemlere tüm güçleriyle direnmeyi başaran toplumların bu konudaki yegane silahlarının işte bu dört yüzyıllık süreçte bilim konusunda gösterdikleri istikrarlı ve süratli ilerleyişleri olması, irdelenmesi gereken kritik bir noktadır. Çünkü adına küreselleşme dediğimiz ve uğruna sınırları aştığımız olgunun başlangıç noktasının da gelişimi ve atılımı sürecinde tetikleyicisinin bilim ve teknoloji olduğuna tanıklık etmekteyiz. Bilimin bu anlamda tüm insanlığın ortak dili olması ve tarihlerinde kölelik, ırkçılık gibi yüz kızartıcı birçok suçu barındıran veya hoşgörü, eşitlik, adalet ilkelerinden ödün vermeyen taban tabana zıt toplumlarca bile bazen yıkıcı bazen yapıcı etkileriyle tek hakikat yolu olarak görülmesi artık yadsınamaz bir gerçektir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün son elli yıldaki baş döndürücü teknoloji gelişim hızını bizzat yaşamamış olmasına rağmen mürşitlerin en hakikisinin bilim olduğu tespiti; yozlaşmaya yüz tutmuş kültürlerin, her gün yitirmeye biraz daha aşina olduğumuz değerlerin, içi boşaltılmış, zaman zaman çarpıtılmış, sömürülmüş tarihlerin ancak masa başında verilecek bilim harpleriyle kazanılacağına işaret etmiyor mu? Öyle olmasaydı devletleri ve etkilerini tasnif ederken esasında gerçekleştirmiş oldukları bilimsel reformları ve teknolojiye olan katkılarını ölçüt kabul edebilir miydik?

Uzayın derinliklerinin keşfi, evrenin oluşumu konusunda insanoğlunun elde ettiği bulgular ve oluşturdukları hipotezler, insansız uzay araçlarını uzaya göndermeyle başlayan sürecin belki de en heyecan verici uzantısı olan, insanın Ay’a çıkma serüveni, tıp, biyoteknoloji ve genetik alanındaki gelişmeler, elektriğin ve eletromagnetizmanın keşfiyle şu an yaşamımızı kolaylaştıran birçok icadın ortaya konuluşu ve tüm bu gelişmelerin Einstein’ın açıklık getirdiği ve geçilemeyeceğini savunduğu ışık hızını bile geçecek bir hızda yaşanması, biyologların, “memeli sınıfına ait iki ayaklı primat” şeklinde tanımladığı insanın dünya üzerindeki hakimiyetinin ve ilerleyişinin en büyük kanıtıdır. Dünyanın çok seslilikten sessizliğe bürünmek zorunda bırakılmış sağır ülkelerinin bu gelişmelere seyirci kalmalarının temelinde donanımlı bir bilim ordusuna sahip olamamaları sorusalı yatmaktadır.

Bugün Türkiye, ulusal bilincinden beslenerek sanayi-bilim devrimiyle yaşamayı öğrenmiş durumda. Bu devrimi kontrol emek ve kazanımlarını özümsemenin yanı sıra yol açtığı kayıpları da telafi etmek için gerekli ilk pozitif adımlar Atatürk’ün önderliğinde atılmıştı. Türkiye’nin geleceği, bilim zamanıyla eş zamanlı gidip gidemeyeceği ve sesinin kaç desibelde algılanacağıysa tıpkı Einstein’in genel görelilik kuramında ifade ettiği gibi “konuma” ve “hangi boyutta” olacağına bağlıdır. Asıl önemli olansa bilimi referans kabul etmenin evrensel boyuta ulaşacak tek anahtar olduğunun farkına varılmasıdır.


Yazarın rumuzu : ışık hızı


Önceki eser / Eserler ana listesi / Sonraki eser

--------------------------------------------------------------