Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

4.e-2

Yazar rumuzu : savarona
Eser sıra no : 090224.02
----------------------------------


BANDIRMANIN PUSULASI


Her şey Osmanlı’nın son nefesini almasıyla başladı. Osman’ın ektiği, Orhan’ın suladığı, Fatih’in güneş olduğu bu çınar, 6 asır sonra sona yaklaşıyordu. Çınarın dalları bir bir kopuyor, su vereni olmayınca da ölümünü bekliyordu. Koskoca Osmanlı’dan kalan tek vatan parçası, tohumun atıldığı yerdi. Anadolu… Oraya da gözünü dikmişti sırtlan topluluğu. Ama unuttukları bir şey vardı. Bu çınarı kökten sökmek isteyenler burada temelimizi savunan ecdadının asil kanlarını taşıyan binlerce genç, yaşlı, çocuk olduğunu unuttular. O temelde beş bin yıllık Türk tarihi vardır. O tarihte daima bağımsızlığı için savaş veren bir millet vardır. Kimi zaman Orta Asya’nın zalim doğası, kimi zaman Avrupa’nın haçlıları… Kimi zaman Uzakdoğu’da Çin Seddi’ni diktiren Türk korkusu kimi zaman da 3 kıtaya barış ve huzuru getiren Türk merhameti… Kimi zaman mehterle dünyayı titreten bir imparatorluk, kimi zaman da elindeki son toprakları vermemek için dünyayı Çanakkale sularına gömerek destan yazan bir millet… Kimi zaman şanlı ordumuzla ismimizi tarihe altın harflerle yazdırdık, kimi zamana bir avuç Kuvay-i Milliye’yle o ismi tarih sayfalarından sildirmedik. Binlerce yıldır varız ve var olacağız. Onlar ne zaman ki bunu unutup çınarı kökten sökmeye karar verdiler; oradaki asil milletimin ‘Türksüz bir coğrafya’ düşüncesinin verdiği asiliği gördüler. 1919’da başlanan ve ileride bir mürşitle beraber gelecek nesillerce devam edecek bir macera başladı. Herkes oradaydı. Ezan susmasın, Mevla’nın yadı bu fezalardan silinmesin diyenler, ecdadına duyduğu utançla yaşayamayıp ‘Ya istiklal ya ölüm!’ diyenler, camilerimizin minarelerini gökte görmek isteyenler, cihat anlayışıyla alınan bu topraklarda kiliseler yükselmesini istemeyenler, fetih bekleyen Fatihler… Hepsi Atatürk’ün ardına koştu. Osmanlı’nın gözyaşını yüreğinde, öz diyarında kendini serseri hissedenlerin hepsi koştu sonunda bayrak olan başlangıca.

Sonunda başardık. Murat’ı Kosova’da bıraktık ama, Mevlana’yı Konya’da bırakmadık. Fatih’i, Hz. Eyüp’ü İstanbul’da; Osman’ı, Orhan’ı Bursa’da bırakmadık. Ayasofya’yı minaresiz, Topkapı’yı Türksüz bırakmadık. İşgal edilemeyecek olan gökyüzü yurdu olduğu halde feryat eden bülbüle kızan Akiflerdir bunu başaran; bu topraklar için toprağa girenler, bu vatan için vatana dahil olanlardır. Şüheda tohumlarını ekip, annelerin, yarların gözyaşlarıyla, gazilerin kolu bacağı ile, şehitlerimizin kanı ile sulayıp diktik bu bayrağı biz. Şüheda tohumlarıyla al güller çıkardık. Bülbüller aşık oldu bu güle. Bütün dertler unutuldu.Hak verildi Akif’e. Perişan olan bu millete hak verildi.Okullarda sahipsiz kalan kalemlerle Sevr’in üstünü çizdik, o kalemlerle Osmanlı’nın vasiyetini yazdık ki o vasiyette garba Anadolu’mdan bir karış toprak bile bırakmadık.

Bu son, bir başlangıçtır. 1919’da demir almış Bandırma’nın ulaşmak istediği liman burası değildir. Bu maceranın başkahramanı olan Mustafa Kemal, kurtuluş mücadelesini anlatan “Nutuk”u gençliğe hitabeyle bitirdi. Sonunda bayrak olan başlangıca koştu ve bayrağa ulaştıktan sonra da o yolun sonunda bekleyen gençliğe devretti. Atatürk bu bayrağı devrettiği gençliğe çok önemli bir miras bırakmıştır. ‘Ya istiklal ya ölüm’ parolasıyla içinde bulunduğumuz karanlığı aydınlatan, ‘Yurtta sulh cihanda sulh’ parolasıyla artık savaş devrinin bittiğini ve yeni bir devrin; kılıcın yerini kalemin, kuvvetin yerini aklın aldığı bir devrin başladığını, fetihlerin ancak akılla yapılacağının haberini veren Atatürk’ün yeni parolası Türk gençliğinedir: ‘HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT İLİMDİR!’

Atılacağımız bu yol, 7. asrın yorgunluğuyla boğuşan, sonbahar fırtınalarından kurtarılmış bir çınarın kendini toplama mücadelesidir. Bu yolda çıkacak engellere ancak ilim parolasıyla karşı koyacak, bu karanlık yolda bir Osmanlı eserinden daha genç olan devletlerin hain entrikalarını, tuzaklarını ancak ilim feneriyle görecek, o yolda ilerleyecek ve o adımları atarak ismimizi yeniden tüm dünyaya duyuracağız. Fakat bunun için bu ülke gençlerini beklemekte... Onlar okuyacak, çınara yeni bir dal olacak, yetmiş milyon daldan büyük çoğunluğunu oluşturan bu genç, körpe dallar ilim ışığında dallanıp budaklanacaktır.

İlim öyle bir güneştir ki bütün ağaçları besler. Bu gençlik çınara bir dal olmazsa, bu çınarı yüceltecek ilimden beslenecek dallar olmazsa, ilim diğer ağaçları büyütecek, bizi onların gölgesinde yaşamaya mahkûm bırakacaktır. Bu vatan, bu millet, bu ecdad bunu hak etmedi ve etmeyecektir. Ecdadından utanarak ölüme giden bu ecdadından gurur duyarak okuyacak, okuyamayanların yerine okuyacak, bu topraklar için toprak olanların, bu vatan için vatana dahil olanların yerine okuyacak, ilim hakkı bir kenara yaşama hakkını feda etmiş bu ecdadında utanarak okuyacak, bu vatanı layık olduğu ihtişama kavuşturacaktır. O ihtişamla beraber doğru yoldan ayrılmayıp, yeniden iyiliği, doğruluğu, imanı ile tüm dünyayı gölgelendirecek ve belki yarından da yakın, sömürgelerin üstüne çıkıp yükselen garbın yüzüne iman gücüyle yükselmenin ne demek olduğunu bir tokat gibi vuracaktır. O tokatla beraber, yeni yetişenler o bahçedeki çınarın ihtişamını yeniden hatırlayacak, unutmuş oldukları “Ottoman Empire” ve “Devlet-i Ali Osman” isimlerini anımsayarak Türkiye Cumhuriyeti’nin kim olduğunu anlayacak ve haince oyunlara cesaret edemeyeceklerdir. İşte o zaman; çınarın gölgesi tüm dünyayı sardığı zaman Türk’ün gücünü herkes görecektir. Ancak bu şekilde bayrağa ‘Çatma! Kurban olayım çehreni ey nazlı hilal’ diyen Akifler toprakta huzur bulacak, şehitlerimiz daha şevkle dalgalanan bayrağımızın gölgesinde daha rahat yatacaklardır.

Meçhule giden bandırmanın pusulasıdır ilim, Atatürk’ün Türk gençliğine miras bıraktığı pusuladır! Artık bizler o dümendeyiz. Bandırma’yı ulaşmak istediği limana ilim pusulasıyla ulaştıracak olan bizleriz. Akif’in özlediği tebessümdür ilim, şehitlerimizin huzurudur! Ayın, saltanatını güneşe devretmesidir. Mekteb-i Sultaniyye’nin sahipsiz kalan kalemleridir. Damarlarımdaki asil kanı bana miras bırakarak biten “Nutuk”un yazılmamış son sayfalarını yazacağımız kalemdir. Bir milletin tarih sayfalarındaki direnişidir ilim! Yeni bir tarihin başlangıcıdır! Türk’ün sesinin tüm dünyaya haykırılmasıdır! Düşünceleri ve ileri görüşlülüğü ile Türk şanını kurtarmış Mustafa Kemal’in hayalini kurduğu bir ülkenin başkentinde yaşatılmasıdır! Birçok alanda ilmin temelini atan bir imparatorluğun hasretidir ilim!


Yazar rumuzu : savarona


Önceki eser / Eserler ana listesi / Sonraki eser

--------------------------------------------------------------