Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

4.d-4

Yazar rumuzu : rota
Eser sıra no : 090223.30
----------------------------


GENÇLİĞİN ROTASI


Ortaçağdan itibaren skolastik anlayışın zayıflaması ve buna bağlı olarak özgür düşünce ortamının oluşması bilimsel gelişmelerin önünü açmaya başlamış, bilim özellikle 19. yüzyılda sanayi devriminin gerçekleştirilmesiyle ülkeler için çok önemli bir yere sahip olmuştur. Peki bilimin ön plana çıkmasında hangi özellikleri etkili olmuştur? Bilimin bir toplumu geliştirmedeki rolü ve payı ne boyuttadır? Bilimden yoksun bırakılan toplumların gelişmişliğinden ve özgürlüğünden söz edilebilir mi? Tüm bu soruların yanıtlarını bulabilmek için öncelikle bilimin tanımını yapmak, toplum ve bireyler üzerindeki etkisini kavramak gerekir.

Bilim, gözlem ve gözleme dayalı akıl yürütme yoluyla dünyaya ilişkin olguları birbirine bağlayan yasaları bulma çabasıdır. Bilimin gelişmesi, olaylara akılcı yaklaşımın sonucudur ve bilim, bir olayın anlam taşıması, akılda şekillendirildikten sonra başkalarına aktarılması ile önem kazanır. Akılcı ve bilimci davranış, sosyal bilimlerde de kullanılır. Herhangi bir konuda doğru karar verebilmek için o konuda doğru verilere ihtiyaç vardır. Bilimci davranış, objektif gözlem yapmayı, akılcı davranış da doğru karar vermeyi sağlar. Uluslar da ancak bilimci ve akılcı davranışlara sahip olarak yetişmiş insan gücüyle Atatürk'ün gösterdiği hedef olan "muasır medeniyet" seviyesine çıkacaktır.

Akıl ve bilim, insanlığa gelişim yolunu gösterir. Atatürk "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." sözüyle bilimsel bilginin yol göstericiliğini vurgulamıştır. Buradaki "mürşit" doğru yol, doğruluk, doğru yolu gösteren kişi anlamlarına gelmektedir. Gerçekten de insan yaşamında doğru yolu gösteren gerçeklik, bilim olmalıdır; çünkü bilgiyi ve bilimsel düşünceyi kendisine referans alan toplumlar daha güçlü ve daha güvenlidir. Burada, “Hayatta yol gösterici olarak benimsenecek kılavuzun hangi niteliklere sahip olması gerekir?” sorusu üzerinde düşünmeye ve sorgulamaya gerek duyulmaktadır. Öncelikle kılavuzun evrensel nitelikleri olmalıdır tıpkı bilim gibi. Dil, din, ırk, cinsiyet gibi ayrıştırıcı, düşünce kanalları tıkayan söylemlerin “mürşit” haline gelmesi, tarihte pek çok örneği görüldüğü gibi, insanları ve toplumları karanlıklara mahkum etmektedir. Oysa bilim; toplumları ayrıştıran, bölen tüm bu kimliklerin üzerindedir. İnsanın, bir canlı olarak varlığı bilim için bir değerdir. Tüm bu özellikler bilimin neden bir “mürşit” olması gerektiği sorusunu da yanıtlar; çünkü bilim evrenseldir, nesneldir ve neden sonuç ilişkisi arar. Problem çözmeye dayanır. Tüm bu özellikleriyle bilim kalkınma yolunun rotasını çizmektedir.

Bir toplumun kalkınma düzeyinin, bilim ve teknolojideki gelişmişlik düzeyi ile ölçüldüğü var olan bir gerçekliktir. Dünya tarihine bakıldığı zaman her çağda en güçlü devletin aynı zamanda bilim ve teknolojide de en ileri devlet olduğu görülmektedir. Mısırlılar, Hititler, Romalılar, Osmanlılar gibi dünya tarihine damgasına vuran devletlerin en güçlü oldukları dönemlerde, bilim ve teknolojide de en güçlü olmaları boşuna değildir. Günümüzde de Amerika, Japonya, İngiltere gibi temelini bilime dayandırmış ülkeler, dünyanın en ileri devletleri konumundadırlar. Bilim ve gelişmişlik rotasında, Türkiye ne kadar yol almıştır? Genç kuşaklarla gelişme arasında bir bağ var mıdır? Özellikle ülkemizde gençlerin bilimin çizdiği rotada ilerlemeye olan bakışları nasıldır? Bu sorulara verilecek yanıtlar, günümüz gençliğinin bilime olan güven ve saygısını kavramaya, ulusun değer yargılarının nasıl bir gelişim gösterdiğini belirlemeye de ışık tutacaktır.

Türk devriminin en belli başlı amacı, Türkiye’nin çağdaşlaşması ve gelişmesidir. Ne Türk devrimi ne de Türk çağdaşlaşması, bu yeniliğin mimarı ve en önemli işçisi olan Atatürk’ten söz etmeden anlaşılamaz. Atatürk’ü okumaya, anlamaya çalışmaya başladığımız zamansa onun sürekli olarak gençlikle içiçe olduğunu görürüz. Burada asıl üzerinde durulması gereken konu, Atatürk’ün neden gençlerin eğitimi ve bilimsel temelli bir gelişimi üzerinde durduğudur. Bilim ve eğitim olmaksızın toplumun kazanılması olanaksızdır. Toplumun kalkınması ancak bilimle dolayısıyla eğitimle sağlanabilir. Eğitim deyince de akla ilk gelen, genç kuşaklardır. İşte bu nedenle, gençlerin ülkenin kalkınmasında benimseyeceği yol son derece önemlidir. Atatürk’ün 84 yıl önce dile getirdiği, bilimi temel alan çağdaş anlayışın günümüz gençliğinde yaygın olduğunu ve gençlere olan güveninde haklı çıktığını söyleyebilir miyiz? Özellikle kendi özdeğerlerini oluşturamamış, çeşitli olanaksızlıklarla yerelliğin dar kalıpları içinde sıkışıp kalmış olan gençlerin mürşit olarak, birtakım kişilere, inançlara, düşüncelere sığınmaları, savrulmaları ya da yaşamı hazları doğrultusunda algılamaları, zorluklar karşısında çabuk pes etmeleri, kendilerine yabancılaşmaları dönemsel olarak görülse de bu, üstesinden gelinemeyecek bir durum değildir. Yeter ki geleceğe yönelik ümitlerimizi kaybetmeyelim. Bilimselliğin, devlet yapısına yansıması olan laiklik ve buna bağlı olarak laik eğitim, bilimsel düşünceyi temel alır. Ülkemizde bu değerlere sahip, ayrıca bu değerleri tahrip etmek isteyenlerin de bilincinde olan, aydınlık geleceğimizin güvencesi genç kuşaklar vardır.

Sonuç olarak; Atatürk’ün, "Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım, ilim ve akıldır. Benim Türk Milleti için istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilim rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar." sözü bilime ve akla verdiği önemi vurgulamıştır. Toplumun rotasını bilime ve kalkınmaya çevirmesinin, yine o toplumun gençlerinin ve devletinin elinde olduğu unutulmamalıdır. Bir genç olarak ben, her şeyden önce aklımı kullanmak, karşılaştığım sorunlara çözüm üretmek, bana dayatılan “doğru”ları sorgulamak, kendimi daha donanımlı hale getirmekle yükümlüyüm. Ve ben; bilgisizliğin, yoksulluğun, geri kalmışlığın bir kader olmadığını başkalarına da anlatmakla yükümlüyüm. Tevfik Fikret, tam bir asır önce “Onlar niçin semâda, niçin ben çukurdayım?” diye sorduğunda tüm eleştiri okları ona çevrilmişti. Ancak; yaşanan tarihsel süreç, hiçbir koşulda doğruları söylemekten çekinmeyen bu büyük şairin haklılığını gözler önüne sermiştir. Bir asır sonrasında yine aynı saptama yapılmaması için yükümlülüklerimizi bilelim. Bilgisizliğe, cehalete, yobazlığa, halkın içinde bulunduğu acınası duruma karşı koyalım. Duymak istemeyen kulaklar, görmek istemeyen gözler için her defasında, hiç bıkmadan tekrar tekrar soralım: “Onlar niçin semâda, niçin ben çukurdayım?”


Yazar rumuzu : rota


Önceki eser / Eserler ana listesi / Sonraki eser

----------------------------------------------------------