Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

6.a-2

Yazar rumuzu : pisar
Eser sıra no : 090225.18
----------------------------


ÇÖZÜM BİLİMDEDİR


Soru sormak, eleştirmek, bütün dogmaların altını üstüne getirerek irdelemek... Önüne geçilemeyen dev bir merak dalgası... Hiçbir zaman geriye gitmemek, bir önceki yapılanı aşmak, sürekli çabalamak, birikerek ilerlemek... Her şeyden önce yaratıcı ve disiplinli düşünce... Hata payı bırakmak, yıllarca çalışma ve onca emek karşılığında takdirden çok geçerli eleştiri beklemek; ancak hatalardan dersler çıkararak doğrunun bulunacağını bilmek... Tüm bu nitelikler, bilimi dünyada uygarca yaşayan her toplumun ışığı, yol göstericisi yapmıştır.. Bu ülkenin kurucusu ve kurtarıcısı tarafından çizilen yol haritasında “Hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural” yoktur; yalnızca bilim bulunmaktadır.

Bilimsel bilgisizliğin sonuçları hayal edilemeyecek kadar acıdır. Bir yurttaşın, hava kirliliğinden, küresel ısınmadan, insanın tahribatı sonucunda oluşan erozyondan, hızlı nüfus artışından haberdar olmadığını düşünürseniz, ne demek istediğimi anlarsınız. Evet, bilim ve teknoloji, yaşamımıza sadece mutluluk ve sevinç dağıtmıyor. Nükleer bomba yapmak için yarışanlar da bilim insanlarıydı... İnsanların, teknolojik gelişmelerden yararlanılarak, özel hayatına müdahale edilmesi, bireyin toplum içinde yalnızlaşması da hızla gelişen teknolojinin kontrol edilememesinden kaynaklanıyor. Fakat, bu kötülükleri, bilime mal edemeyiz. Oluşan aksaklıkları bilime yıkmak yanlıştır. Buradaki aksaklıkların nedeni insanların ve ülkelerin sınır tanımaz çıkar çatışmalarıdır. Bilime sırtımızı dönemeyiz. Bilimden vazgeçmek, sadece mp3 çalardan, televizyondan, klimadan değil çok daha önemli şeylerden vazgeçmek anlamına geliyor. Fakat, dünya muhteşem bir hızla ileriye doğru yürüdükçe bilimle uğraşanların da sorumlulukları büyüyor.

Orta Çağ’da Avrupa karanlıklar içindeyken İslam dünyası altın devrini yaşıyordu. Tıpta, matematikte, astronomide, felsefede önemli bilim adamları ve filozoflar yetişiyordu. Bilimsel düşünce toplumda saygınlık görüyor, merkezi yönetimlerce korunuyor, destekleniyordu. Fakat Batı dünyası, neden geride kaldığını anladı ve bilimi yol gösterici seçti kendine. Sonrasındaysa önüne geçilemeyecek hızda yaşanan rönesans, reform, sanayi devrimi birbirini takip etti ve dünyanın ağırlık merkezi Doğu’dan Batı’ya kaydı. Bu yarışta, çok gerilerde kaldık; bilime, akla yeterince önem vermememizin sonunda bir imparatorluk tarih sayfalarında yerini aldı. Yerine genç bir cumhuriyet kuruldu. Yeni bir yol haritası çizildi: Rotası bilimdi.

Ülkemizin her yanında zeki, bilime tutkun çok fazla insan yaşıyor. Ama bu tutku karşılıksız kalıyor. Çünkü, bilim öğrenilmesi zorunlu bir ders olarak görülüyor. Böyle olunca da kimse bilimi sevmeye yanaşmıyor. Sizce, her okulumuzda Atatürk büstünün hemen yanında bulunan “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.” vecizesini kaç öğrenci, kaç öğretmen özümsemiştir? Kaçı bu sözün önemini kavrayıp, ona göre çalışmaktadır? Üzülerek söylemeliyim ki bu sayı çok azdır. Öğretmen, geçim sıkıntısı çekmekte, okulda, mahallesinde ona yakışan saygınlığı görmemektedir. Böyle olunca da öğretmenin çalışma azmi kalmamakta, öğretmen sadece dersini anlatıp çıkmaktadır. Öğrenci de öğretmeni, ailesi, yetiştirilme anlayışı yüzünden soru sormamakta, eleştirmemekte, düşünmemekte; sadece ders çalışıp sınıf geçme amacındadır. Ülke gençliğinin büyük çoğunluğu temel bilim derslerini neden öğrendiğini kendine hiç sormamakta, bu nedenler de öğrenciye hiç anlatılmamaktadır. Gençler hayata farklı bakmayı, sorgulamayı değil sınavdan yüksek not almayı amaç edinmişlerdir.

Peki çözüm nedir? Çözümü sunmaya “Hayatta her şey için; maddiyat için, maneviyat için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim dışında mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir.” sözünün ne zaman, nerede ve kime söylendiğinden başlayalım: Ulu önderimiz, bu ünlü sözü 22 Eylül 1924 tarihinde dile getirmiştir. Bu tarihin üzerinde biraz durursak bize bir şeyler anlatmak istediğini anlarız. 1924 yılı, henüz emekleyen cumhuriyetin birinci yılıdır. Düşününüz: Bir ülkenin kurucusu, bilime ve bilimin yol göstericiliğine o kadar inanmış ki medeni kanun devrimi ortada yokken, kadınlara seçme ve seçilme hakkı henüz tanınmamışken, eğitim birliği yeni sağlanmış, harf devrimine 4 yıl, anayasada laiklik ile ilgili maddenin bulunmasına 13 yıl, cep telefonunun, televizyonun, nükleer bombanın icadına onlarca yıl varken yeni biten savaşı bir kenara bırakıp bunları söylüyor. Gerçekten gurur verici... Atatürk’ün bu sözleri söylediği yer bağımsızlık ateşinin yandığı yer olan Samsun; seslendiği insanlar ise “Cumhuriyeti yükseltecek ve yaşatacak olan” öğretmenlerdir. Bu üç bilgi birbirine bağlandığında çözüm su yüzüne çıkmaktadır. Çözüm, uygun zamanı beklemek yerine uygun zamanı yaratmaktan geçiyor: Tıpkı 1924’te olduğu gibi... Çözüm eğitim ve öğretim sistemimizin bilimsel düşünceyi ve bilgiyi esas alan bir sistem olarak değiştirilmesinden; soru soran, araştıran, merak edip, çalışan bir gençlik istemekten geçiyor.
Mustafa Kemal Atatürk de hem tam bağımsızlığı hem de muasır medeniyetlerin de üstüne çıkmayı hedeflerken düşüncelerinin temelini bilim oluşturuyordu. Biliyordu ki yüzünü bilimin aydınlığına dönmüş milletler, her yönden gelişir, büyür... Uygarlığa gün geçtikçe yaklaşır. İnsanları körü körüne bağlanmaz, hakkını arayan bireyler yetişir. Bilinçlenen insanlardan oluşan toplumların da sırtı yere gelmez. İşte bilim ve onun yol göstericiliği, bir insandan başlayarak, aileyi, çevreyi, ülkeyi ve nihayetinde de dünyayı değiştirebilir. Gençlik de bunu bekliyor. Gençlik, test şıkları arasında ezilmek değil, laboratuvarlarda çalışmak, bu ülke için enerjisini bilim yolunda kullanmak istiyor. Bilimi ve yol göstericiliğini, Türkiye Cumhuriyeti ve bağımsızlığı emanet edilmiş gençlerden daha iyi kim anlayabilir? Yeter ki gençliğe inanılsın. Gençlik zaten muhtaç olduğu kudretin nerede bulunduğunu çok iyi biliyor...


Yazar rumuzu : pisar


Önceki eser / Eserler ana listesi / Sonraki eser

--------------------------------------------------------