Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

6.a-4

Yazar rumuzu : pia12
Eser sıra no :090225.20
-------------------------------


MUSTAFAM MUSTAFA KEMALİM


İki Mustafa tanıdım ben hayatta. Birini daha küçük bir çocukken büyüklerimden dinlemeye başladım. Diğerini on yedi yaşımda okuduğum bir kitaptan “Bir Bilim Adamının Romanı”ndan, gerçek bir bilim adamının romanından sonra tanıdım.

İki Mustafa… İkisini de anladıkça hayran oldum. İkisi de zifir karanlık bir ortamda Güneş’e giden yolu aklın ışığı ile aydınlattı.

İki Mustafa… Biri Osmanlı Devleti’nin külünden tam bağımsız ve yepyeni bir devlet kuran Mustafa Kemal, diğeri bu yepyeni devletin tam bağımsız bilimi için büyük adımlar atmış, önemli çalışmalar yapmış olan Mustafa İnan.

Gösterdikleri rehberi anlayabilmek için öncelikle onları anlamak gerekir. Mustafa Kemal “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” derken kuşkusuz rehberi apaçık gösteriyordu. Fakat yapay hocaları, mollaları ve şeyh müsveddelerini sırtına bindirmiş bir halkın bunu anlaması güçtü. Bu geri kalmışlığı yüzünden bir millet yok olmak üzereydi. Bir millet yok olmamak için savaşıyordu. Elbette savaş meydanlarında kazanılan zaferler geçiciydi. Yüz yıl sonra kimse göğüs göğse çarpışmayacaktı düşmanıyla. Biliyordu Mustafa, Mustafa Kemal. İleri görüşlüydü bizim şimdi anladığımızı o asırlar öncesinden fark etmişti. İki ordu hazırlatmıştı. Biri savaş meydanlarına inecek düşmanla çarpışacak, diğeri Anadolu’ya gönderilecek cehaletle savaşacaktı.

Mustafa Kemal birinci ordunun zaferinden sonra TBMM’de yaptığı konuşmada “Ama bilelim ki bugün ulaştığımız nokta gerçek kurtuluş noktası değildir. Kurtuluşa ancak uygar, çağdaş, bilime, fenne ve insanlığa saygılı, istiklalin değerini ve şerefini bilen, hurafelerden arınmış, aklı ve vicdanı hür bir toplum olduğumuz zaman ulaşabiliriz.

Öğretmenler!

Ordularımızın kazandığı zafer, sadece eğitim ordusunun zaferi için zemin hazırlamıştır. Gerçek zaferi cahilliği yenerek siz kazanacak, siz koruyacaksınız. Çocuklarımızı ve geleceğimizi ellerinize teslim ediyoruz. Çünkü aklınıza ve vicdanınıza güveniyoruz.” derken de ikinci ordunun ne kadar önemli bir görev üstlendiğini belirtiyordu.

Bir öğretmen ve bir bilim adamı olarak Mustafa İnan da bunun farkındaydı. İTÜ’nün radyosunda yaptığı konuşmada kendilerine düşen görevi “Aklın ve ilmin rehberliğinden ayrılmamak ve Atatürk’e layık olmaya gayret etmek.” diye belirtmişti. Aklın ve ilmin rehberliğinden hiçbir zaman ayrılmayan Mustafa İnan Türkiye’de ilk defa doktora yapan ve yaptıran Profesör unvanını taşımakta. Yeni kurulan tam bağımsız Türkiye’nin bilimine kazandırdıklarıyla yetinmeyen Mustafa İnan ekol kurdu. O öldükten sonra yaktığı ışık sönmesin diye, biz kör cehaletimizle baş başa kalmayalım diye, Güneş’e giden yolda rehber olsun diye…

İthal malı bilime karşı iki Mustafa’da “vicdanı hür, irfanı hür, fikri hür “ nesil istedi ikisi de… Bilimi millileştirmek değildi. Bu sadece insanları düşünmeye sevk etmekti. Neden içimizden bir Leibniz, Mendel, Newton, Einstein yetişemediğini düşündüler. Ve gördüler ki içimizden böyle insanların yetişmesini önleyen bizim insanlarımıza sunduğumuz hayat. Oğuz Atay’ında dediği gibi “Newton’u mahalle mektebinde falaka korkusuyla anlamadığı bir dilin alfabesiyle ve kelimeleriyle savaşırken düşünebiliyor musunuz? Ya da Leibniz’i dört yaşında damdan düşerken gözünüzün önüne getirebilir misiniz?” İşte bizim bilimimizin, bizim insanımızın başına bunlar geldi. Bizde dini yaşamaktan anlaşılan sorgulamamak, her şeye Allah’ın işi deyip kenara çekilmek oldu. Dini bile doğru düzgün yaşayamadık. Bir Rahip olan Mendel’i gördüğü çeşitli bitkiler karşısında Allah’ın işi deyip kenara çekilirken düşüne biliyor musunuz? Eğer böyle olsaydı kim bilir belki melezleme diye bir şeyin varlığından haberdar bile olamazdık. Bilim bizde hep farklı anlaşıldı. Bilimi hep suratsız bir adam olarak gördük. Onun ciddiyetinden, onun asaletinden korktuk, korktuk bilimin getireceklerinden, korktuk evreni anlamaktan, korktuk aydınlıktan. Çağın gerisinde olmayı yeğledik çoğu zaman. Birilerinin uyandırması gerekiyordu bizi bu geri kalmışlıktan.

İki Mustafa… İkisi de biliyordu muasır medeniyet seviyesine ulaşmanın yolunu ve bu yolda yürümeyenlerin, kendine başka yol arayanların yok olmaya mahkûm olduğunu. Mustafa Kemal her fırsatta “Yaşamın şartı uygarlık yolunda yürümek ve başarıya ulaşmaktır. Bu yol üzerinde ilerlemeyi değil de geriye bağımlılığı benimseyenler, böyle bir bilgisizlik ve gaflette bulunanlar evrensel uygarlığın coşup gelen seli altında bir gün boğulmaya mahkûmdurlar.” dememiş miydi? Anlatmaya çalıştıkları tek bir gerçek vardı, değişen zamana inat değişmeyen tek bir gerçek. Hangi çağda olursan ol “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir


Yazar rumuzu : pia12


Önceki eser / Eserler ana listesi / Sonraki eser
--------------------------------------------------------------