Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

6.b-3

Yazar rumuzu : nilüfer
Eser sıra no : 090226.03
------------------------------


GÖRÜNEMEYEN GERÇEKLİĞİN YALANCI HAFİFLİĞİ…

18 MART 1915
SEDDÜLBAHİR

… Güneş doğmak üzereydi. Ellerim soğuktan donmuştu. Artık hissedebileceğim hiçbir dürtü ve hatırlayabildiğim hiçbir anım yoktu geçmişe dair. Ne bekleyenim ne de beni bekleyen sonun varlığını idrak edebilecek bir ruh haline sahiptim. Tek düşünebildiğim dündü. Dün, her günkünden daha fazla kan kokmuştu rüzgar ve toprak doymuştu sonsuzluğuna. Kıyamet gözlere çalınmış ve mahşer günü işlenmişti nakış nakış. Sel olup aktı ölüm. Kardeşlerimi kaybettim. Önümüzde demirden bir yığın; çıplak göğüslerimize saplanan çelik gövdeli top mermileri… İnsansız ve insafsız bir yığın… Bir yanımız atom, füze yığınları yüzen kaleler,ölüm kusan gerçeklik ve bir yanımız insan ,çarıklı,yırtık pantolonlu ve umutlu.Özgürlük, bir güvercin kanadı gibi çırpınırken göğüs kafesinde,bir izin verse kurşunlar,koparacak zincirlerini ve beni öldürmeye ant içenlerin avuçlarına konacak.Belki de medeniyetin başladığı yerde kültürün can çekiştiğini anlatacak.

Bir an daldım. Hayallerim gerçekliğim oldu. Barut kokan havanın ağırlığından kurtuldu varlığım. Bu toprakların yükseldiği çağlara baktım. İnsan olma ülküsünün amaç edinildiği çağlardan, yeniliğe sırtını dönmüş şu kokuşmuş düzenin ayak izlerini takip ettim.

Bir anda gürlemeye başladı toplar. Uyandım daldığım rüyadan. Mermiler yağıyordu yağmur misali ve yağmurla beslenen fidanlar gibi düşüyordu toprağa. Göremiyorduk göğüslemeye çalışıyorduk kıyameti. Arkamdan bir ses yükseldi; Teğmen Ahmet! Bak!’’ dedi.’’Canlar toprağa düşüyor. Önümüzde çelikten bir duvar, dövüyor her yanı. Bütün gururu ve haşmetiyle saldırıyorlar. Ve biz, medeni üstünlüğün farkını canlarımızla ödüyoruz. Bak! Medeniyete sırt dönmüş bir iktidar erkinin çocukları nasıl da eriyor. Yazık!

Sanki göğsümün ortasında koca bir yumruk vardı. Haklısın diyebilecek gücüm dahi yoktu. Bir ara sustu düşman. Uzun bir süre hortlamadı. Sakinleştim. Çantamdan günlüğümü çıkarıp yazmaya koyuldum…’’ Yüzyıllardır yeniliğe karşı durmuş zihniyetin karşısına dikilecek medeni güç gün olur beklenen kıyameti getirir. Bu savaş sadece görünen yüzüyle cephelerde başlar, sonra zihinlerde devam eder ve nihayet zapt eder en güçlü kaleleri. Eğer biz eğitim orduları yaratabilseydik, teknik üstünlüğü ve medeniyetin getirilerini, kendi tarihimizden aldığımız insan merkezli bir anlayışın varlığı için bir araç haline getirebilseydik bu cehennem nasıl hayat bulabilirdi bu topraklarda? Medeniyetin gerçeklerini yerine getirmek, insan olabilmek için yeterliydi. Çünkü bu güce karşı koymak isteyen toplumlar önce fikri hürriyetlerini sonrada bağımsızlıklarını kaybeder. Bir millet ancak bilimin ışığında medeni dünyada yerini alabilir. Bugün yaşanılanlar dünün yanlışlarıyla hayat bulmuştur ve yarının yaşanacakların da bugünün sonuçları olacaktır. Millet varlığının devamı hususunda bu acıları ve ızdırapları yaşatan atalarına olan borcunu bilim ve ilim cephesinde vereceği mücadele ile ödeyebilir. Eminim ki bu yaşadığım savaş sadece gerçek savaşın aldatıcı bir yüzü. Gerçek savaş eğitim ve bilim ile teknik üstünlüğün, söz konusu milletin kendi medeni görüşünü yansıtarak araçların ya da amaçların bizzat kendisi olarak yaşatacaktır. Bizler tam da bu noktada kendi medeni anlayışımızı, bilimsel ve teknik üstünlüğümüzü bir araç olarak kullanarak yarınlara bırakmalıyız. Aksi bir durumda bugün yaşadıklarımızın çok daha ağır sonuçlarını yarın da yaşarız. Çünkü ilim varolma ya da yokolma düşüncesinin somutlaşmış bir ifadesidir. İlime ve bilimsel gelişmeye sırtını dönmüş bir millet varlık iddiasında bulamaz.

Tarih bu gerçekliğin varlığını her daim medeni hanesine işlemiştir. Teknik üstünlük medeniyetin tüm getirileri, gerçek amaç için sadece birer araçtır. Amaç ise her koşulda insan merkezli, barışı egemen kılan insanlığın ortak mirasını korumak olmalıdır. Aksi bir durumda dünyayı sadece mezarlıklar imparatorunun yönetebileceğini düşünmek gerekir. Şuan karşımda duran güç, kendi amaçlarının ne olduğunu açığa vuran ;’’medeniyet’’ kavramını yozlaştırmış, büyük bir aç gözlükle varlığıma göz dikmiş garbın kendisidir ve bu toprak Çanakkale’dir… geçilirse adım silinir…

Ancak gelecek nesillerin geçilemeyen cephesi, sahip oldukları bilinçleri olacaktır. Bundan eminim görülmeyen cephelerin yılmaz kahramanları onlar olacaktır. Dünya üzerinde varolmuş ve kendi varlığını muhasır medeniyetin dayanılmaz gücüne ulaştırmayı başarmış hiçbir millet yoktur ki, kayıtsızlığı yaşama nedeni, çalışmamayı bir hedef, kolay yoldan varlık sahibi olmayı, ter dökmeden, eğitmeden ve eğitilmeden bilime sırtını dönmüş, yeniliği şeytani sayan, uhrevi bağnazlığa boyun eğmiş, eşitliği yadırgayıp insanca yaşamayı hedef haline getirmemiz olsun. Tarih böylesi bir medeni anlayışla varolmuş bir milletin varlığını kaydetmemiştir.’’

Saat epeyce geç oldu. Güneş doğmak üzereydi. Günlüğümü çantama koydum ve yeni bir günün içimde yaşatacağı umuda gebe, sarıldım silahıma.’’Tanrım’’ dedim hafif yüksek bir sesle; ’’ Biliyorum ve inanıyorum ki Türk insanının bilincinde ve yüreğinde yaşattığı güç ile medeniyeti yakalayacak ve bugünler bir daha yaşanmayacaktır. Bu gün Mart’ın 18’i. Bugün bahara çalan günün ruhuma verdiği hoşluk ile kendi kabuğunu kırmaya ant içmiş bir ülkeye sahip doğmamış çocukların nakşet bugünü ve bugün onlar için ilmi, medeni anlayışın kaçınılmazlığını, insanca yaşamanın ve varolmanın dayanılmaz hafifliğini hatırlatan bir abide olarak kalsın.’’

Ast Teğmen Ahmet
Not: Kurmacadır.

Yazar rumuzu : nilüfer


Önceki eser / Eserler ana listesi / Sonraki eser
---------------------------------------------------