Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

2.a-1

Yazar rumuzu : milagros
Eser sıra no : 090218.04
-----------------------------


HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT İLİMDİR


İlim, var olanla yetinilebileceği lakin geniş bir inkişap için hiç durmadan yenilenme ve araştırma yoluyla saptanabilecek bilginin ışığıdır. Bilimin en belirgin özelliği, sürekli olarak gerçeği araması, ona değer vermesi, araştırılan kavramın doğruluğunun yalnızca ister bir nesne üzerinde, ister bir toplum üzerinde denensin her zaman gerçek fayda sağlayacak değerler ışığında tezahür etmesidir.

İlk çağlarda filozofların dünyayı ve etrafı anlamaya çalışması, merak duyguları, belirli kriterlerin doğmasına ve bunların çeşitli ideolojilere dönüşmesine yol açmıştır. Deneyin ve sonucun klişe haline gelmesi, bilimin artık istenilebilir düzeye gelmesini sağlamıştır. 19.yüzyıl’a kadar gelişme kateden bilim, aslında kendi içinde bir savaş vermiş, birçok özgün araştırmacı, düz mantıkla hareket eden ortaçağ liderlerine yenik düşmüştür. Din odaklı ortaçağ felsefesinde Hristiyanlığın kendisine bir aracı olarak kullanıldığı felsefe, Tanrı, bilgi inanç eksenlerinde yoğun şekilde kullanılmıştır. Aydınlanma çağında yapılan felsefede us, ön plana çıkmıştır. Düşünce sistemindeki temel görüş, insan aklının aydınlattığı kesin doğrulara ve bilgiye doğru ilerlemektir. Geçiş dönemi felsefesi olarak kabul gören rönesans felsefesi, bilimde ve düşünce sistemindeki yeni gelişmelerin yer aldığı bir dönemi kapsar. Yeniden doğuş manasına gelen rönesans, önceki çağlardan çok farklı bir düşünce sistemine geçişin köprüsü konumundadır. İşte bilim bu çağda insanı düşünen kendine dönük kendini inceleyen, soran, yargılayan ve kendi öz yargılarını özgürce ortaya koyan, kendini bütün dogmalardan ve ön yargılardan arındırma yolunda olan bir düşünür haline getirmiştir. İnsan, aklını kullanır ve aklını kendine kılavuz bilir. Rönesans’ın Avrupa’da hızla gelişmesinin yanısıra Osmanlı İmparatorluğu, bu hareketi takip etmekte çok geç kalmıştır. Bu durum İslam dünyası ile Avrupa Hristiyan dünyası arasında farklar doğurmuştur. Kültür ve uygarlık alanında oluşan farklar zamanla Osmanlı ve İslam dünyası aleyhine gelişmiştir. 16.yüzyıl’dan itibaren Rönesans ve Coğrafi Keşiflerle gelişen Avrupa’ya karşı ekonomik ve askeri üstünlüğünü kaybeden Osmanlı İmparatorluğu, yeni gelişmelere ayak uyduramamıştır ve bu yüzyıl’dan itibaren dengeler Avrupa Devletleri’nin lehine gelişmiştir. Matba’nın kurulmasına din adamlarının fetvayla izin vermeleri konuyu daha rahat idrak edebilmemize yardımcı olmaktadır. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerine gelindiğinde otoritenin çağa ayak uydurma yetersizliği, yabancılara verilen imtiyazların devletin bağımsızlığını kaybetme safhasına getirmesi, genç aydınların tarih sayfasında önemli roller üstlenmesine vesile olmuştur. Bu gençlerden sadece birtanesi olan Mustafa Kemal, tam bu noktada karşımıza çıkmıştır.

O, yok olmak üzere olan koskoca bir imparatorluktan, temeli Türk bağımsızlığına dayanan ve yönetim şekli dünyaca kabul görmüş Cumhuriyet Sistemi’ni esas almıştır. Türk’ün bağımsızlığı için dış güçlere karşı vermiş olduğu mücadelenin yanısıra ülkedeki bilgi yoksunluğunun halkı ne tür bir cehalete, çağ dışılığa ittiğini vurgulamış, bir ülkenin dünya sahnesinde her alanda var olabilmesinin ancak bilimin ışığında gerçekleşebileceği ilkesini vurgulamıştır. Kurtuluş Savaşı sonrası inkılap alanında yapılan devrimler, halkın bir an önce çağı yakalamasında önemli olmuştur. Saltanat’ın ve Hilafet’in kaldırılması, Cumhuriyet rejimine geçişteki en önemli devrimler olmuştur. Daha sonra yapılan harf inkılabı, devletin resmi dilini Türkçeleştirmiş, latin harfleri sayesinde dünya dilleriyle de entegre sağlanmıştır. Sosyal alanda yapılan devrimler kadın-erkek eşitliğini sağlamış, kadınlar da yönetimde ve her alanda eşit haklar kazandırmıştır. Tarihimiz bize olumsuz örnekler vermekle birlikte Mustafa Kemal gibi bir Devrimci’nin tarihteki etkisinin ne kadar muazzam ölçülerde olduğunu göstermiştir. İlim’in ışığından gidilmeyen yolun karanlık olacağı vurgulanmış, cehaletle nasıl savaşıldığı bizlere anlatılmıştır. Onu ölümsüz kılabilmek tam bağımsız bir Türkiye’de bilimin ışığında hiç durmadan ilerlemekle mümkündür. Yapmamız ve kaçınmamız gerekenler bizzat onun tarafından örneklerle anlatılmış, bunları ifa edebilmemizde muhtaç olduğumuz kudretin damarlarımızdaki asil kanda mevcut olduğu, yine onun tarafından vurgulanmıştır.


Yazar rumuzu : milagros


---------------------------------------------------