Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

3.e-5

Yazar rumuzu : melek
Eser sıra no : 090223.11
----------------------------


İLMİN KARŞI KONULAMAZ GÜCÜ


İnsanoğlunun çağlar boyunca sürdürdüğü yaşamı inceleyecek olursak, oldukça uzun bir tarihi süreçte bugün bildiğimiz ve yaşadığımız ileri bilim seviyesinden yoksun bir yaşam tarzı sürdürdüğüne tanık oluruz. Binlerce yıl evrenin birçok sırrını bilmeden yaşamış ve dolayısıyla aklın, sağduyunun bilim sayesinde bugün kazanmış olduğu yüksek insani değerleri tanıyamamış; toplumsal, ekonomik ve politik birçok bilimsel gerçeği de yaşayamamışızdır. İnsanoğlu birçok olguyu kaderciliğin kalıpları ile yorumlamış ve kendini oldukça zayıf hissedip tabiatın kendisini hapsettiği durumunu çaresizce kabullenmiştir.

Geçmişin bu oldukça uzak yüzyıllara varan ilkel zamanları nihayet yavaş yavaş bilim adamlarının ortaya çıkmasıyla karanlığa gömülmüş ; evrenin sırları gün ışığına çıktıkça bilimin temelleri de emin bir şekilde atılmaya başlanmıştır. İlk adımlar milattan oldukça öncesine dayanmakla beraber evreni ve fiziki tabiatı açıklayan bilgilere Newton, Galileo, Darvin gibi bilim adamları sayesinde bilinen insanlık tarihine göre bize çok da uzak olmayan yüzyıllarda ulaşılmıştır. Bu modern bilim çağları Rönesans ile başlamış ; on altıncı , on yedinci, özellikle “Aydınlanma Çağı” dediğimiz on sekizinci yüzyılda gelişmiş ve sonraları da bilim dünyası fizik, kimya ve biyoloji gibi dallara ayrılıp çok büyük atılımlar meydana getirmiştir. Bu olağanüstü atılımın temelinde bilimsel deneyler vardır ve bu deneyler sayesinde çok büyük sayıda önyargılar, hurafeler veya sözde dini inançlar çökertilmiştir. Akıl çağı var gücüyle ve şüphe götürmeyecek şekilde kendini kabul ettirmiştir .Bu modern çağlar insan hayatını da derinden etkileyerek onun yaşam düzeyini gittikçe daha da iyileştirmiştir.

İlmin ve bilimsel düşüncenin sırlarını anlayıp kavramadıkça ilmin nasıl olup da “en hakiki mürşit olduğunu” anlamak mümkün değildir. İlmi en yanılmaz yol gösterici yapan onun temelinde var olan şüpheciliktir. 17.yüzyılda Descartes’ın sorgulayan şüpheciliği bilim dünyasında büyük bir atılım yaratmış ve günümüzdeki olağanüstü bilimsel seviye ve çeşitlilik bu yaklaşım sayesinde sağlanmıştır. İlim bir sebep-sonuç sistemi yaratmış ve yarattığı doğruları yine kendi aklıyla ya değiştirmiş ya da yenilemiştir.

Bunu doğal karşılamak gerekir; çünkü adım adım ilerleyen ilim mutlak doğrulara bir çırpıda ulaşmadı. Değişik şartların yarattığı görecelikleri dikkate alıp yanılgıları yine kendi deneysel imkanları ile doğrular haline getirdi ve her yeni buluşunda daha inandırıcı bir şekilde evrenin aynası oldu. Bilimsel akıl en karmaşık gözüken maddenin hallerini açıklarken insanları hayrete düşürdü ve böylece her safhada gerçeğe ulaşmak için yalnız bilim adamlarına değil; doğruya ve iyiye ulaşmayı amaçlayan herkese en güvenli araç olduğunu kanıtlamış oldu. Ona karşı durmaya cesaret edenler doğa ötesi fikirlerle maddeyi açıklamaya kalkanlar hüsrana uğradılar ve sessizliğe büründüler. İlim düşünce gücünü diğer alanlara da yaydı: İlim yalnızca doğayı tanıma aracı değil aynı zamanda bir eğitimcidir. Onun doğru yolu gösteren gücü sayesinde insanı eğitmek de bir bilim haline gelmiştir. Günümüzde aklın ve sağduyunun ürünü olmayan bir düşünce tarzı var olma sebebini yitirmiş sayılmalıdır. Onsuz hiçbir değer yargısı var olamaz.

Bilim adamının tavrı tabii ki bilimsel aklın yarattığı analitik düşünce tarzıdır. Doğrulara ancak bu yöntemle varılır. Binlerce yıl öncesi hayal edilemeyen buluşlar ilim sayesinde hizmetimize girmiştir. Örneğin; atomun parçalanması, tıptaki hayret verici gelişmeler bilimsel aklın dili sayesinde meydana gelmiştir. Bu bakımdan onun en büyük gücü batılı yüzyıllarca ilahi kabul eden sırları susturmasıdır. Şunu da söylemek gerekir ki bilim kendi değerlerini yüceltirken insanın onurunu da yüceltir zira onun sayesindedir ki insan ahlaki doğrulara ulaşabilir ve mutluluğun yollarını bilimsel gözlem sayesinde daha doğru bir şekilde kavrayabilir. Doğru yolu gösteren bu erdem sayesinde insan özgürlüğün kurallarını belirler. Bunun için günümüzde bilim artık bir kurum olarak kabul edilmektedir. Çağımızda insanlar artık ilmin diyarında yaşarlar. Bu yüzdendir ki onu yalnız aklın ürünü olarak değil insan ruhuna şekil veren bir kurum olarak görebiliyoruz. Bu gerçeği kanıtlayan Gaston Bachelard’ın bir hatırlatmasına yer vermek gerekir: “ Şüphesiz ilmi yapan bilim adamıdır ancak ilim de bilim adamını şekillendirir ve onu eğitir.

İlim öyle bir güçtür ki bizi öznel yanılgılardan kurtarır ve nesneli işleyerek bizi yanıltmayan doğrulara yönlendirir. Tümevarım ve tümdengelim yöntemiyle deneysel aklın gücünü pekiştirir ve düşüncemize güven verir. Bilimsel düşüncenin erdemi kendini yenilemeye açık olmasındandır. Dogmatiklikten tamamen uzak bir şekilde aklı eğitmekle meşguldür. Güven verici bu özelliklerinden dolayı ilim bütün zamanlarda yol gösterici olmaya devam edecek ve gittikçe güçlenerek kendisine karşı durmaya çabalayanları büyük bir hayal kırıklığına uğratacaktır. Bugün vardığı nokta bize bunu açıkça kanıtlamaya yetiyor.


Yazar rumuzu : melek


Önceki eser / Eserler ana listesi / Sonraki eser

------------------------------------------------------------