Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

5.c-1

Yazar rumuzu : mavi
Eser sıra no : 090225.02
----------------------------


SİSTEMATİK DÜŞÜNCE VE BİLİM


Dünyanın son bir asırdır çok büyük devinimleri fazlasıyla hızlı bir şekilde yaşadığı inkâr edilemez. Radikal dengeler ve kapitalist yaşam hızla akan günlük koşturmaca içinde kişinin kendini geliştirmesini kısıtlamakta ve eş zamanlı olgunlaşmayı neredeyse imkânsız kılmaktadır. Öyle ki yapmak zorunda olduğumuz işleri kısıtlı zaman içinde yapıp tekrar geri dönmeyi düşünmeden akıntı içinde sürüklenerek geleceğe, yarına koşturuyoruz. Bir şelalenin dibinde üzeri yosunlu taşlara basarak karşı kıyıya geçmeye çalışan küçük çocuklar misali öylece ayakta durmaya çalışıyoruz.

Dayanaksız ve temelsiz –temeli belli olmayan- örgüler, kavram ve açılımlar günümüz dünyasının şekilsiz ve saydamlıktan uzak hareketlenmelerini; alelade bir yığın olup sarmış vaziyette. Dil, düşünce, inanç, felsefe ve diğer günlük yaşamla etkileşimli sosyal oluşumların hemen hepsinde bir anlamsızlaştırma, içini boşaltma, gerçekliğinden uzaklaştırma dikkatle bakan gözlerin apaçık önünde. Özgür düşüncenin yüceltilmesi ve bu bağlamda yeni ve farklı bütün yaklaşımlar üçüncü dünya ülkelerinde zenginlik olarak gösteriliyor. Bu, kaynağı sistematik olmaktan uzak fikirlerin, çeşitli mecralarda örgütlenerek halkın idrakine pompalanması aktüel dünyanın hızla kirlenmesine ve çehresinin kararmasına yol açmaktadır.

Son yirmi yıl içinde hat safhaya ulaşan küreselleşme furyası yeni söylemleriyle gelmiş, ideolojisine araç olarak “birey düşüncesini” adeta parasını ödeyip satın almış; öyle ki kişileri kendine araç olarak kullanmakta hiçbir sorun görmemiştir. Büyük planlardan habersiz zihinler farkında olmadıkları bir bireysellik ve menfaat uğruna yaşama bilinçötesi düşünceleriyle doldurulmuş… Sorgulamayan, eleştirmeyen –sözde kendilerinden daha üstün bir zihniyetin elçisi olurken- aracı oldukları kurumun şahsiyeti ve menfaatlerini görmezden gelen insanlar…

Düşünce tarzının ve ideolojilerin; bilgiye ulaşmanın gittikçe kolaylaştığı 21.yy. itibariyle bizi getirip bıraktığı yerin çıkarsız, amacı kendi olan bilim olması gerekmez mi? Bugün yaklaşımlar buzdan bir kalıp ardında sunulmakta ve işbu belli belirsiz silueti irdelemek olduğunda ise elimiz ancak yüzeyi saran buza dokunup, aslını ve hakikatini asla öğrenemeyeceğimiz düşüncelerin üzerinde çaresizce kaymakta. Bir şeyleri tutabildiğimizde ise aramanın verdiği yorgunlukla öylece sarılıp, kat kat daha fazla çaresizlikle sıkı sıkıya bağlanmaktayız.

Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin evlatlarının ideolojilerle imtihanının ikinci yarısına bir inceleme yapmak gerekir. Birinci yarıda fazlasıyla ilgili ve heyecanlı, bunları akıcı bir coşkuya dönüştüren gençliğin ve yoğruldukları ideolojilerin üzerine inen balyoz eller her şeyi un ufak ediverdi. Sonrasında içi boşaltılmış/doldurulmuş ekoller etrafında harelenen, bir tutamaç arayan, idrakindeki hevesi doyurmak için gizemli ve farklı oluşumların girdabında; genç insanın fikrî dalgalanması daha ne kadar sürer bilinmez.
Yemek yemeye isteksizce sofraya oturan küçük çocukları annelerinin el çabukluğu ve kandırmacalar ile yedirmesi misali; koca koca amcaların kucağındaki dolduruşlarla beslenen bu beslenme ne güne gider, midemiz ne kadar dayanıklıdır, kusmaya ne denli tahammülümüz var?

Akıl, dünyada toz ve sis kümesi içinde can çekişiyor. Azarlanarak büyüyen bir çocuk gibi kabuğunu kırmaya korkuyor. Campanella’yı, Locke’u, Satre’ı, Decartes’ı anlayamamaya, hatta ne düşündüklerinden bihaberliğe iten hep bu bastırılmışlık! İmam Gazali’den, Ahmet Yesevi’den, Hacı Bektaş’tan, Mevlana’dan mistisizm kokan isimler olarak bahsetmeye iten hep bu susturulmuş, hadım edilmiş düşünce. Başkaları –sözüm ona gerçek bilgelikten nasiplenmiş sayılanlar- düşünsün, bize indirgesin, biz de hangi süzgeçlerden nasıl elendiği belli olmayan hazır çorbayı afiyetle yutalım. Birileri öylece konuşsun, biz susalım!

Kırpılmamış, kanalize edilmemiş zihinler gerçek düşüncenin gökkuşağında yeşermeli. Doğru bilgi tek bir aklın eseri olamaz; ortak aklın ürünü olmalı en azından sınanabilecek, incelenebilecek; açık, örtülmemiş ve başka amaçlar için kirletilmemiş olmalı. Dogmatik, mika kalıplar halinde sunulan veriler bir neslin anlam ve anlayışını, idrakini bir adım daha ileriye taşıyamaz!

Fikri hür, vicdanı hür bir gençlik yetişmesi için gerekli cevher bu milletin geçmişinde fazlasıyla mevcut. Cevher fevkalade kuvvetli fakat üzerine kurulmuş bina yıllar geçtikçe yıpranmış ve desteklenmesi ihtiyacı görülmemiş; aksine birçok yabancı unsur –yorumlar, boş inançlar, köksüz çıkarımlar... – binayı daha fazla hırpalamış. Zaman içinde ortaya çıkan yorumlar ile hakikatler girift örüntüler olmuş, ayırt edilemez hale gelmişler, kurum ve kişiler çürük inançlarla gerçekleri maskara haline getirmişlerdir. İşte o zaman sosyal hayatın bütün alanlarında ortaya çıkabilecek her türlü olumsuzluğun önüne geçebilmek için gerçeklerin iyice anlaşılması ve toplumun her bir ferdine aktarılması gerekir. Bir bilginin doğru bir şekilde öğrenilmesi ve öğretilmesi de ancak bilimsel metotlarla olur.

Dünya değişecek, amaçlar değişecek, araçlar değişecek… Ufku açık, geçmişinin ve geleceğinin sorumluluğunun bilincinde Türk Gençliği olarak doğruya ve güzele ulaşmakta aracımız ancak bilim olacaktır! Anlatılara, öğretilere, kişilere veya kurumlara körü körüne bağlanmayacak; hiçbir aracının yardımını kabul etmeyerek gerçek bilgiyi has kaynağından, birinci ağızdan araştıracak ve tutarlılığını, doğruluğunu, yanlılığını tartıp dökecek mantığı ve diyalektiği sağlam bir nesil bu milletin bağrında öylece sessiz yatmayacak! Gençlik; etrafında yanan ateşleri görecek ve tek kurtuluşun düşüncesini üretmekte de gerekli atılımları yapmakta da kendini tek sorumlu bilecek! Evet arkadaş! Bize gerçeğini saklamayan, yan etkisi olmayan, sağ gösterip sol vurmayan, havaya sıkılmış parfüm gibi dağılmayacak; sağlam, sert, tutarlı bilgi lazım! Uyanmak, aydınlanmak, parıldamak vaktidir!


Yazarın rumuzu : mavi


Önceki eser / Eserler ana listesi / Sonraki eser

-------------------------------------------------------------