Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

1.b-5

Yazar rumuzu : mağrur
Eser sıra no : 090202.01
----------------------------


CEHALETİN SÜPÜRGESİ


Ne bir derviş taşır çantasında devayı, ne de bir şeyhin sopasında saklıdır hastalığın ilacı… Hurafe cübbesinin altında mıdır ki ilmin kitabı? Ulema sözleridir bilgisizliğin karanlığı… İlimdir doğru yolun kılavuzu, insanlığın ışığı…

İlimdir kara bulutları başımızdan defeden… Tabuları deviren, cehaleti bir çırpıda silip süpüren… İlimdir düşünen insanın tek düşü, sevdası… İlimdir durmadan kanayan yaraların biricik devası…

Ancak ve ancak bilim ile ulaşılır gerçeklerin diyarına… Sadece bilim anahtarıyla açılır bilinmezliklerin kapısı, onunla çıkılır keşifli bir yolculuğa… Cehaletin o çirkin yüzüne atılan kocaman bir tokattır o…Kanayan yaralarımızı saran bir pansuman, gökyüzünde sürekli ışıldayan bir yıldızdır o…

Yurt tarlasında düşüncenin hasadını toplayan ilk insan, Türkiye’mizin yegane mimarı Gazi Mustafa Kemal, her fırsatta dile getiriyordu ilmin fennin o paha biçilemez değerini. Her, ulusa seslenişinde ülkenin ancak ilim ve fenle kalkınabileceğini, ancak ilim ve fenle ileriye gidebileceğini vurguluyordu. Son nefesine kadar bu ülkenin evlatları olan bizler için uğraşan ulu önderin tek vasiyeti de sağlam temeller üzerine kurduğu Cumhuriyeti yaşatabilmemizdi. Bunun da tek yolu vardı: “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. İlim ve fennin dışında mürşit aramak gaflettir, delalettir, cehalettir, doğru yoldan sapmaktır.” özdeyişinin ışığında akılcı, bilimsel düşünce ve yöntemleri irdelemek ve yaymaktı…

Bu uğurda, bilinmeze doğru açılan kapı aralığından yolculuğa çıkmak gerekiyordu… Bu yolculuk sırasında bilim yağmurlarından sırılsıklam ıslanmak gerekiyordu… Ruhumuzu sonsuza dek her şeyi merak eden bir çocuk heyecanında bırakmak gerekiyordu… Çünkü içinde yaşadığı dünyaya inanmayan gözlerle bakardı çocuk. Hayvanlar neden konuşamaz, insanlar neden uçamaz, akşam olduğunda güneş nereye gider, merak ederdi, sorgulardı. Ve gerçekten de mükemmel bir bilim insanı olmanın yolu buradan geçiyordu: Merak etmek ve sorgulamak… Kimimiz bunu başardı. Kimimiz bunu başarmaya çalışıyor. Aklını ve gücünü kullanan her Türk genci de bunu başarmaya devam edecek…

Türk’üz biz… Kalem de biziz, kağıt da… Fırça da biziz, renkler de… Bağrımızdan nice Einstein’lar, nice Edison’lar, nice Arşimet’ler, nice Newton’lar çıkarmak bizim elimizde. İstersek eğer, “İlim ilim bilmektir./ İlim kendin bilmektir./ Sen kendini bilmezsen,/ Ya nice okumaktır.” diyebilen Yunus Emre’ler yetiştirebiliriz biz… Hz. Muhammed’in “İlin Çin’de de gidin alın.” hadisini unutmayarak bilim ve fen için elimizden gelen her şeyi yapabiliriz. Kutsal kitap Kuran’da yer alan “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” ayetini hep aklımızda tutarak insanlık için hiç durmadan çalışabiliriz. Köhneleşmiş ve bağnaz zihniyetlerden uzak durarak aydınlığa doğru hızla yol alabiliriz. “Eğer güneşe akıllıca bakamazsak, karanlık içinde tutsak kalırız.”

Goethe’nin dediği gibi: “Çözümde görev almayanlar problemin bir parçası olurlar.” Bu nedenle, yalnızca ülkemizde değil, dünyanın neresinde olursa olsun, yalnızca tanıdığımız değil, yüzünü bile görmediğimiz insanların problemleri bizi sesleri uyandırabilmeli… Nazım Hikmet’in “Yaşamayı ciddiye alacaksın,/ Yani o derecede, öylesine ki,/ Mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,/ Yahut kocaman gözlüklerin,/ Beyaz gömleğinle bir laboratuarda,/ İnsanlar için ölebileceksin./ Hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için./ Hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken…” dizelerinde olduğu gibi, gerektiğinde insanlık için, her şeyden vazgeçilebilmeli…

Unutmayalım; “hiç durmamak üzere yürümeye karar verenler asla ve asla yorulmazlar.” Unutmayalım; tüm dünyayı değiştirebilecek cevher bizde, içimizde… İçimizdeki kıvılcımı alevlendirmek de bizim elimizde, söndürmek de… Unutmayalım; aydınlığın yüzü şiirde, sanatta, bilimde… Farabi’de, Mevlana’da, Fuzuli’de, Emre’de… Ve ötekilerde… Yani ilimde…



Yazar rumuzu : mağrur


Önceki eser / Eserler ana listesi / Sonraki eser

-----------------------------------------------------------