Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

4.d-5

Yazar rumuzu : keskin
Eser sıra no : 090223.31
--------------------------------


REHBERİNİZ İLİM OLSUN


Yaklaşık seksen yıl önce, Kurtuluş Savaşı’nın kahramanı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, devrimlerin ışığında ülkeyi yeniden yapılandırırken asıl amacı şu sözlerle belirtir: “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir fendir, ilim ve fenden baska yol gosterici aramak gaflettir, dalalettir, cehalettir.” Atatürk bu sözleri yeni neslin, yani gençlerin, yanlış yollara sapmasını önlemek ve onların çağdaş bilimi rehber edinmesini sağlamak amacıyla söylemiştir. Blim, bilinenden gizlilik ve kapalılığın kalkmasıdır. Bilim rehberdir ve hedeflere onunla varılır. Bilim ışıktır, karanlıklar onunla aydınlanır. Blim şifadır, hastalıklar onunla tedavi edilir.

Bilimsel bilgilerin yeterli olmadığı, aklın inançlar karşısında mağdur olduğu dönemlerde, inançlar ve buna bağlı olarak şeyhler, mürşitler, hocalar yaşamın en büyük gerçekliğiydi. Dini temsil eden kişi ve kurumların verdiği her bilgi kanun kabul ediliyordu. Aksini dillendirenler ise birçok eziyete ve tehlikelere göğüs germek durumunda kalıyorlardı. Zaman ilerledikçe insanlar yeni fikirlerin ve olguların farkına vardılar. Bilim adamlarının, filozofların, yazarların, şairlerin ve daha nice aydının katkıları ile karanlık dönemlerin geride kaldığı düşünüldü. Dünya artık ilerlemeye ve bilimin ışığını fark etmeye başlıyordu.

Her çağın bir zorluğu ve her yolun bir ayrım noktası vardır. İnsanlar kimi zaman bu yol ayrımlarında yanlış durumları, düşünceleri, kişileri ve kararları kendilerine rehber seçebilirler; böyle bile olsa, bu durum hayatta tek gerçek yol göstericinin, tek yanılgısız klavuzun bilim olduğu gerçeğini değiştirmez. Bilim yalnızca gerçeği arar ve ona değer verir. Gerçek dışı şeylerin bilimde yeri yoktur. O halde, bilimi kendine klavuz yapan insan ve toplumlar gerçegin yolunda ilerler. Bu yol doğrunun, doğruluğun yoludur. Doğruluğun oldugu yerde de iyilik ve güzellik vardir. Insan ya da toplum bu yolda dünyayı, geleceği ve her şeyi olduğu gibi görebilir, gözlerdeki perde kalkar. Böyle olunca da uygarlık yarışında güvenli adımlar atılabilir. Her yeni gün bir ilerleme, bir gelişme ve bir kalkınma günü olur. Çünkü bu yolda tutuculuk yoktur, geri kalma yoktur. Akıl, yeteneklerini gerektiği gibi kullanabilir. İnsan bilgisizlikten, bilgisizliğin karanlığından kurtulur. Yaşadığı hayatı daha iyi tanır. Daha iyi yaşamanın yollarını bulur.

Bilimin kendine özgü yasaları vardır. Ancak yine de, birtakım varsayımların, kişisel görüşlerin ve kalıplaşmış, katı düşüncelerin bilim diye tanıtılması her zaman olagelmiştir. Ama bunlar, bilime dayanmadığı gibi, bilimin ortaya koyduğu gerçeği de hiçbir zaman değiştiremez. Bilim, ancak doğrunun ve gerçeğin ortamında oluşur. Ancak onunla iyiye ve güzele gidilebilir. Böyle olduğu için, bilim, insanda hoşgörü yaratır. Katı ve kalıplaşmış düşüncelere, ön yargılara sahip olmayan insanların yetişme ortamını hazırlar. Bilimin verileri ile iyi insan, iyi vatandaş yetiştirme olanakları elde edilebilir. Bilime dayali gerçeklerle yetiştirilmiş insanlar hiçbir görüş ve düşüncenin tutsağı ve yobazı olmazlar. Bir ülke bilimi kendine klavuz seçerse her alanda büyük ilerlemeler gösterir. Dünya uygarlık düzeyinin üstüne çıkar. Yol gösterici olarak seçtiğimiz bilim, bize seçme ayrıcalığını da kazandırır. Neyi, nasıl seçeceğimizi daha iyi biliriz. Böylece hem kendi iç dünyamızı hem de dış dünyamızı daha iyi tanır; güncel olan veya toplumu ilgilendiren her durumun farkında oluruz. Buna paralel olarak da yaşam biçimimizi oluştururuz.

Cumhuriyetin ve devrimlerin ilk yıllarında birçok insan bilime, devrime ve çağdaşlığın getirdiği kavramlara karşı çıkmıştır. Mürşitler, şeyhler, hocalar; masum Anadolu insanını gerçek dışı bilgilerle peşlerinden sürüklemeye, Osmanlı Devleti’nin her alanda geri kalmasına neden olan bağnazlığın girdabına sokmaya çalışmışlardır. İlerlemeyi, çağdaşlığı, dünyayı ve bilimi tanımayan, dogmatizmi en yoğun biçimde yaşayan bu insanlar, yeni uyanmaya başlayan zihnleri tekrar karartmaya çabalamışlar ve ilerlemenin önündeki en büyük engeli oluşturmuşlardır. Atatürk, Türk halkına hiçbir zaman dininizi terk edin dememiştir. O sadece, kutsal inançların, siyasetçilerin, din tüccarlarının elinde bir sömürü aracı haline getirilmesine karşı çıkmıştır. Onun en büyük amacı, gençlerin doğru ve kesin bilgilerle yetişmesini ve onların kendilerine yol gösterici olarak bilimi seçmesini sağlamaktır. Atatürk, Türk milletinin ancak bu şekilde çağdaş bir noktaya ulaşacağına inanmış ve herkesi buna inandırmak için çabalamıştır.

Atatürk’ün 84 yıl önce dile getirdiği bu çağdaş anlayışın, günümüz gençliğine egemen olduğunu söyleyebilir miyiz? Maalesef genç kuşakların, bu noktadan oldukça uzaklaştırıldığı görülmektedir. Yapılan araştırmalara göre, gençler, dinsel söylemlerin daha çok etkisine girmeye; hiç üretmeyen, bir eğitimi ve mesleği bile olmayan bazı “kabadayı” dizi karakterlerini kendisine idol almaya ve giderek yoğunlaşan bir “muhfazakar” anlayışa sürüklenmeye başlamıştır. Üniversiteler gibi bilimsel düşüncenin, evrensel değerlerin egemen olması gereken kurumlarda bile tartışmalı uygulamalar olmaya başlamış; bilimin beşiği olması gereken yerler, kılık kıyafet tartışmalarının odağı olmuştur. Sanki gizli bir el, Atatürk’ün, Cumhuriyet’i emanet ettiği gençleri; cumhuriyetten, laiklikten, bağımsız ve özgür bilimden uzaklaştırmak istemektedir. Hayatta en hakiki yol göstericinin bilim olduğu, düşüncesi üzerine temellendirilen Türkiye Cumhuriyeti’nde, kutsal inançlar tekrar bir yönetim aracı haline gelmeye başladı. Çalışan, üreten genç beyinler avlanıyor. Onları avlayan kişi veya grupların amacı ne eğitim ne bilim. Tek amaçları üretken gücü ellerinde bulundurmak. O genç beyinler; yanlış bir rehberin eşliğinde bilimsel düşünceden mahrum, fikir kuraklığı içinde bambaşka bir yöne doğru farkında olmadan ilerliyor.

Kimi genç beyinlerde kafesten kurtulan kuşlar gibi uçuyor ve başka diyarlara gidiyorlar. Çağımızın ve ülkemizin en önemli sorunlarından biri de beyin göçüdür. Bu durumun yaşanmasında da mutlaka yanlış yönlendirmelerin ve ulusal bilinç eksikliğinin suçu var. Hayata karşı bir duruşları hatta hedefleri bile yok. Değindiğim her durumun belki de tek sebebi bu gençlerin bilim yerine başka şeyleri kendilerine kılavuz yapmalarıdır.

Son olarak şunları belirtmek istiyorum: Bilim en karanlık ve kötü zamanlarda bir sığınak; en aydınlık ve iyi zamanlarda bir hazinedir. Bilim ancak iyi insanların ve iyi amaçların elindeyse yararlı olur. Bilimi elinde bulunduran kişilerin amacı halkı körü körüne bir yerlere sürüklemekse o halk için o yol mutlu bir sona varamaz. Bilimsel düşünceyi, bir yaşam biçimi haline getirmeyi, bilimsel doğrulardan ayrılmamayı tek referans olarak alan gençler, her zaman yaşam karşısında onurlu ve dik duruşuyla, bir birey olarak ülkenin geleceğine yapacağı katkılarla gelecek kuşaklar için de örnek oluşturacaktır. Her genç, dünyayla rekabet içinde bilginin ve öğrenmenin derinliklerine inmelidir. Artık herkes gözünden at gözlüklerini çıkarmalıdır. Evrenin genişliğini ve bilginin sonsuzluğunu görebilmek için bu şarttır. Aydınlığa ulaşmak isteyen kişi öncelikle içindeki karanlığı yenmeli ve çağdaş bakış açısı kazanmalıdır.


yazar rumuzu : keskin


Önceki eser / Eserler ana listesi / Sonraki eser

-----------------------------------------------------------