Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

2.c-3

Yazar rumuzu : katre
Eser sıra no : 090220.03
-----------------------------


İLİMSİZLİKTEN İLİKLER KURUR


Kendini hiddetlice savuruyor rüzgâr, başını oraya buraya vuruyor altında ezilen yaprakların damarları çatlıyor. Damarlardan süzülen can suları doyumsuz toprağa karıştıkça toprak tokluk nedir bilmiyor ve üzerine bir yorgan gibi seriliveriyor okyanuslar, denizler, nehirler… Her bir avuç suyun içine serpişiveriyor kolsuz bacaksız suda hayat bulan balıklar. Bir anda dört mevsim hükmünü sürüyor dünyanın orta yerinde, hiçbirini yadırgamadan açıp açıp soluyor çiçekler, ağaçlar, yediveren güller… Güneşin kolları asırlık çınarların gölgesini kovalarken, ay karanlığa zulmetmeden doğuveriyor uzak bir köşeden. Gündüzün içinde gece, gecenin içinde gündüz kıvama gelirken ömürler adımlıyor insan ruhlarında. İpek böceğinin kozasından, midyelerin incilerine; Mısır piramitlerinden Piri Reis’in haritalarına; Beethoven’in notalarından Salvador Dali’nin çizgilerine kadar hayatı, hayatımızı, hayatınızı, hayatlarını, hayatlarımızı sırlar, renkler, sessizlik ve haykırışlar, oluşumlar, olaylar, formüller ve dahası dokuyor. Bu anlamlandırdığımız doku bizi oluşturuyor!

Şimdi sahne kararsın, kötü kötü essin rüzgâr. Derin sularda akan balıklardan korkan insan suratları birikiyor nehrin yanı başında. Gök ile yer arasında binlerce dallı budaklı yol çiziyor çakan şimşekler, üstüne üstlük korkulu yüzleri aydınlatıp daha da şiddetlendiriyor korkaklığı. Korku ve bilinçsizlik hâkim olunca sahneye tek tek bulanıklaşıyor doğanın her bir eline konmuş sıfatlar bu zifiri karanlıkta. Sonra da gözden kayboluyor ve siliniveriyor her bir mana. Doku çözülüveriyor tek bir hal üzerine, bilinmezlik ya da bilmezlik, ve onda yürümeye çalışıyor tüm insanlar. Bu sahne sonunda elimizde kalan yalpalayıp düşen boş akıllar, sıfatlarından soyunarak yalnız ve yalın kalmış adını bilmeyen toprak, deniz, çiçek, renk, ışık, gök, bulut, yağmur, doğum, ölüm, yaşayış ve en acıklısı insan… Anlamlandırabilme örgüsünün çekirdeği ilimden uzağa düşmüş insanların karanlığında her şey ve herkes zifiri karanlığın can acıtan soğuk pençesinde kendi benliğinden uzak bir şekilde şekilsizce bir –şey – olarak kalıveriyor böylece. Bu ışık bilmez sahne tarih öncesi çağdan mı kopup gelmiş sadece?

Sahneler birikiverir irdeledikçe hayatı. Farklı maden kaynaklarından çıkma pusulaların iğnemsi ibrelerinin ite ite kendi yollarına soktuğu milyarlarca hayat… Tek doğru bilimsel bilginin doğruluk tacını sahiplenebilme küstahlığını gösterebilecek binlerce haylaz soytarı pusula ibrelerini oynatmada oldukça başarılıdır. Öyle ki, çocuklarını birer sermaye olarak görebilecek ailelere de, barış olgusu ve yaşam hakkını görmezden gelebilecek akıllar için de aynı kökten gelme pusulalar işbaşı yapmış olabilir. Gerçek, doğru yolu saptayabilmektir oysa.

İnsan, aklını başında, başını omuzlarının üzerinde, kendisini akılla taçlı bir şekilde taşıyan muhakeme yapabilen, bilgiyi işleyip ona hakkını verebilecek tek varlık! Bir eline elmas diğer eline kömürü alıyor insan. İkisini de sertçe sıkıyor, ikinde de katılığı keşfediyor önce. Sonra yavaş yavaş içine sokuluyor biri siyah diğeri ışıltılı iki maddenin. Atomları görüyor, onların dizilişlerini… Farkındalığı tek tek gezerken atom çekirdekleri etrafında, aynı kökten gelmişliği fark etti insan. Atomların farklı dizilişlerindeki sır birini sobaya atıyor diğerini kuyumcunun ellerine. Burada iki önemli nokta keşfediyor doğru pusulanın doğru ibresine tutunmuş kişi. Birinci altın vuruş: İnsan, yaşam ve evren sırrının derinliklerine girip bilme ve farkında olma hazzını elde ediyor. İlim yolunda kendine katacağı değerin ne kadar da paha biçilmez olduğunu anlıyor böylece. Hayata, yaşayışına ve yaşayışlarına anlam yüklüyor her bir keşif. Bu anlam bir şiir oluyor kimi zaman bazense bir resim, daha sonra formül, mekanik bir buluş beklide sosyolojik bir bakış açısı. Böylelikle hayata ışıklı bir sahne ekleyip biraz sonra dinecek olan yağmurun ardından çıkacak gökkuşağının bekleyicisi olabiliyoruz. O zaman, bu renk cümbüşünün havada asılı kalmış su zerreciklerinin güneşin ışıltılarını ele geçirerek oluştuğunu bilmek bilgisini gözlerimiz parlayarak hatırlıyoruz.

Elmas ile kömür kardeşliğini özümseyerek kendimize bahşettiğimiz ikinci altın vuruş; pusulanın hayattaki her madde ve her canlı için önemidir. Elmas ve kömür oluşurken yanı başlarına kurulan “Buradan gidiniz.” yol göstergeleri bazı atomları şanslı bazılarını şanssız kılabilerek iki madde arasında değer farkına neden oluyor. Aynen bizim de ilim ya da cahillik arasındaki kavşakta yol saptayışımız gibi. Bu seçimle her an sahnelerimizi ışıklandırıp dört bir yanımızı görebilir ya da karartıp geçmişe ve geleceğe dahası şimdiye de kör, sağır, dilsiz olabiliriz. Karanlık bir sahne sadece bireyi zehirli bir sarmaşık gibi sarmakla kalmaz; güç aldığı cahillik dallı budaklı olup bireyin parçası olduğu toplumu da ele geçirebilir. Böylesine bir manzarada insan hak ve hürriyetlerinden çok uzağa düşmüş toplumlarla karşı karşıya kalırız. Bu esnada kendi başına hiçbir esası olmayıp ilim etiketini pervasızca edinen yalınkat inanışlar, ölçüsüz ve dengesiz güzergâhlar bu toplumları peşinden sürükler.

Bir bakıma insanın kullanma kılavuzu olan ilim; insanlık, akıl, vicdan, denge, barış, huzur gibi doğru bir hayat sürebilmek için gereken temel taşları tanımlıyor. Bu yüzden ilim tüm benliğimizi sarsın ve sarssın, tüm dünyanın iliklerine dalsın. Ne susuz balıkların bulutlaşan bakışlarını edinsin gözlerimiz ne de yağmursuz toprağın kurumuş gövdesine benzesin düşüncelerimiz. İlim ile insan olmanın keyfine varalım, bildikçe yükselelim; bilgi ile özgürce kanat çırpalım bilgeliğe…


Yazarın rumuzu : katre


Önceki eser / Eserler ana listesi / Sonraki eser

-------------------------------------------------------