Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

5.d-5

Yazar rumuzu : kardelen 23
Eser sıra no : 090225.11
--------------------------------------


HASTA ZİHNİYETLER


Taşlı yoldan geçerken tekerleklerin gıcırtısı gecenin ıssızlığında soğuk bir kış esintisinin yüze çarptığı gibi kulağımı acıtıyordu. Bu köye doktor olarak yeni atanmıştım. Doğuya ailemin tüm ısrarına rağmen kendi isteğimle geldim. Yollar kimsesiz… Evler birbirinden ayrı düşmüş insanlar gibi. Çocuk sesleri dahi duyulmuyordu. Sanki insanlar tarafından terk edilmiş bir köye bırakılmış zavallı bir insancıktım.

Sonunda köye gelebilmiştik. At arabasını süren adam yüzüme bile bakmadan parasını alıp gitti. Tanımadığım bir yerde iz bilmez, yol bilmez bir şekilde kalakalmıştım. Sessizliği bozmamak için, elektrik tellerinin üstünden geçer gibi, bir kuş edasıyla yürümeye başladım. Gördüğüm kadınlar evlerinin penceresinden yüzleri kapalı sadece gözleri görünecek şekilde baştan aşağı süzmeye başladılar beni. Sonunda muhtarın evini bulmuştum. “buraya Bursa’dan yeni doktor olarak atandım.” dedim. “Olur, olur hanım kızım ama diğerleri gibi sen de dayanamazsın” dedi. Bunu abartılı bir söz olarak düşünmüştüm. Sonradan bu muhtara hak vereceğimi nereden bilebilirdim ki?

Beni iki odalı, yıkık dökük, kir pas içindeki sağlık ocağına götürdü. “Artık burası senin, burayı rezil de vezir de edecek sensin” dedi. İnsanlar bana karşı çok ön yargılıydı. Kıyafetimin, saçlarımın açık olması onlara çok ters geliyor, günahkâr olduğumu yüzüme karşı söylüyorlardı. Aslında buradaki insanların bana ihtiyaç duyduklarını düşünerek gelmiştim ama onlar ihtiyaç duydukları halde sağlık ocağına gelip tedavi görmekten çekiniyorlardı. Onlara göre bilimin yeniliklerinden yararlanmak günahtı. Çevrenin dedikodusuna rağmen benim yanıma gelmekten çekinmeyen, şeker mi şeker, güzel mi güzel ama bir o kadar da talihsiz küçük bir kızla tanıştım. Talihsiz dedim, çünkü böbrek yetmezliğine yakalanmış. Kızın İstanbul’a gitmesi gerekiyordu. Babası günah olduğunu düşündüğü için göndermiyordu. Aslında kız iyileşemeyecek kadar hasta değildi, bütün sorun babasının hasta zihniyetiydi. Annesi de iki gözü iki çeşme ağlayıp çaresiz olduğunu düşünüyordu. Annesini yanıma çağırıp yardımcı olabileceğimi, kızını kurtarma ihtimalimiz olduğunu söyledim. Sonra da kızla beraber İstanbul’a gittik. Allah’ın büyük mucizesine bakın ki benim böbreğim küçük kıza uydu. Böbreğimin birini ona verdim. Kızın iyileşmesiyle perçinlenen mutluluğumuzun uzun sürmeyeceğini de bilemezdik… Kısa bir süre sonra da köye geri döndük. Fakat köye döndüğümüzde bizi linç etmeye hazır köy ahalisi bekliyordu. Aralarında birkaç iyi insan olmasaydı, canlı canlı taşlayıp öldüreceklerdi.

Onlara, böbrek verilmesinin günah olmadığını tatlı bir dille anlatmaya çalışsam da kızın birkaç yakınından ve köydeki birkaç kişiden başka kimse beni anlamadı. Belki de karşı çıkarak yozlaştırdıkları düşüncelerini korumaya çalışıyorlardı. Birkaç ay boyunca beni düşman gibi gördüler, sanki ben onları dinden çıkarmaya hazır bekleyen biriydim.

Bir gün bakkala erzak almaya gittim. Adam çok hastaydı, durmadan öksürüyordu, beti benzi atmıştı, ayakta duracak hali yoktu. Karısı da onunla aynı dertten muzdaripti. Onunla birlikte köyün hepsi hatta ben dahil yavaş yavaş hasta olmaya başladık. Kimse sağlık ocağına gelmek istemediği için kendi üzerimde tahlil yapmaya başladım. Tahlilleri İstanbul’a gönderdim. Bu sırada köyden birkaç kişi de ölmüştü. Herkes çaresizdi. Ellerinden hiçbir şey gelmiyordu. Birkaç gün içinde tahlillerin sonucu geldi. Gözlerime inanamadım, köyün suyundan kaynaklanan bir virüs yüzünden hasta olmuştuk. Tedaviye hemen başlamazsak hepimiz ölebilirdik.

Bütün köyü kahveye çağırdım. Tabi gelmeyen çok oldu ama jandarmanın da yardımıyla hepsini karşıma alıp konutsum. “tedavi olmazsanız hepiniz öleceksiniz” dedim. Ölüm korkusu imamı da sarınca yozlaşmış düşüncesini terk edip köydekileri günah olmadığı konusunda ikna etti. Aralarında birkaç kişi dışında hepsi tedavi olmayı kabul etti. Kalanları da ikna edebilmeyi çok isterdim ama öyle bir sabit fikirlilerdi ki asla onları gittikleri yoldan çeviremedim. Tedavi olanlar kısa bir süre içinde iyi olmaya başladılar.

Katı, kalıplaşmış düşünceli, ön fikirli insanlara bilim ve tekniğin en yanılgısız, en kesin sonuçlu kılavuz olduğunu bütün köy halkı ölümün pençesine düşünce kavrayabildi. Şimdi en ufak bir burun akıntısında bile sağlık ocağına koşuyorlar. Çok zorlu bir yolun sonunda edindiğim bu zafer beni her zaman geleceğe umutla bakma konusunda heyecanlandırıyor. Biliyorum ki gerçek yol gösterici ilimdir.


Yazar rumuzu : kardelen 23




--------------------------------------------------