Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

4.e-5

Yazar rumuzu : izafiyet
Eser sıra no : 090224.05
-------------------------------


HAKİKİ BİR MÜRŞİT ARAYIŞININ RASYONEL SORGULANIŞI


Kendi zaman kavrayışımıza göre milyarlarca yıl önce devinen, ışıldayan, çöken ve yeniden doğan evrenin bu yaşamsal, yapısal unsurları, etrafına tepki veren anlamında “canlı” olan organizmaların oluşumuyla yaşambilimsel bir “yansımaya”, uyarım ve kazanım yeteneğine dönüşmüştür. Varolan canlı gerek dışsal zorunluluklara karşı gerekse rekabete dayalı uyaranlara karşı mücadele içinde olmuş ve özümleme, yadımlamaya dayalı karmaşık bir süreç olan metabolizmayı oluşturmuştur.

Canlılığın gelişmesi zamanla daha yüksek bir “yansıtma” biçimi olan duyumlara, ileriki safhalarda ise sinir sistemlerine bırakır yerini. Canlı organizmanın en gelişmiş biçimi olan insanda ise “bilgi edinme” ve “düşünme” süreci hayli özelleşmiş sinir sistemi ile başlar. İnsan dışında bulunan tüm nesnel gerçeklik bu sinirler aracılığıyla yansır ve bilgileşir.

İlksel bağlamda “bilgi” canlılık sürecinin temel olgularından biridir, çünkü hayatta kalmak ile yok olmak arasındaki sınırı belirler. İlk insan toplulukları için de deneyimlerden yararlanma, “öğüt dinleme” zorlu koşullar içinde yaşamak için elzemdi. Gelişim sağlandıkça yaşam araçları sağlama bağlandı ve ilkel gereksemeler zincirinden kurtuldu insan. Ancak bundan sonra anlamlandırmadan, sonuç çıkarmalardan ve soyut bilgi kavrayış yeteniğinden bahsetmek mümkün.

Yüzyıllar boyunca gelişen medeniyetimizin ortaya çıkardığı ve görece yeni oluşan bir düşünme türü olarak nitelenebilecek “bilim” tanımını, kıyasla basit ilksel örneklerinden biraz olsun ayrımsamak gerekir. Tarih öncesi çağlarda el sanatları ve üretim teknikleri gibi pratik, efsane, din ve felsefe gibi ruhsal ihtiyaçlara yönelik uğraşılar dışında gözleme dayalı kavramsal düşünme demek olan bilimden söz etmek zordur. Ancak pek tabii sonraki çağlarda belirginleşen bilimsel kavrayışa kaynaklık ettiği gerçektir.

Denebilir ki bilimsel düşünme ve bulma çabasının kökeninde biri, yaşamı güvenilir ve rahat kılma, diğeri dünyayı kavrama gibi iki temel ihtiyaç yatmaktadır.

Bilimin hakiki bir mürşit olarak nitelenmesini sağlayan ise zorunluluğu ve kapsayılıcığından ziyade kendi evrimi ile düşüncemizde yarattığı devrimdir. Bilimsel yöntemin tanımladığı mantık ve sorgulayış teknikleri ile etrafımızı, evreni, varoluşu yorumlayışımız bütünüyle farklılaşmış, geçmişin dokunulmaz yetkeleri bağımsız, kafa disiplini ile birer birer yok olmuş ve biz uygarlığımızı günümüz olgunluğuna taşımayı başarmışızdır.

Bu anlamda felsefenin uzun zaman önce bilimden soyutladığı “mantık” olgusu üreten, düşünen insan için hayli etkendir, bu etkenliğin yeni kuşaklara yol göstermesi, toplumsal ve evrensel potanın genişletilmesini, zenginleştirilmesini sağlayacağı görülerek dönem dönem pek çok düşünür tarafından tavsiye edilmiş, insanlar diğer “mürşitlerden” sıyrılarak sorgulayan ve bireysel kazanımlarla ilişkilendirilen yöntemi bir hayat görüşü olarak benimsemek üzere yönlendirilmişlerdir.

Bu bağlamda toplumu bir takım sıkıntılar bekler, ilim yapısı itibari ile sistematik bir metod gerektirir ve zümreleşmeye, sınıflaşmaya açıktır. Bilginin evrensel olduğu, tüm uluslara ait olduğu gerçeği kolaylıkla unutulabilir, bilim üreten zihin, “öğüt veren” zihine dönüşmeye müsaittir. Bilimin bu alandaki olağanüstü etkisi yadsınamaz. Bilgi güçtür. Burada bir çıkış yolu elbette sağlanabilir zira bilim bir pul koleksiyonu değildir, bilgi toplamak işinin bir parçası olsa da bilimin yegâne amacı veriler arasında aksiyomatik olmayan bir bağ kurmak ve yorumlamak, açıklamaktır. Ancak bu ayrımın yapılması hiçbir dönemde kolay olmamıştır, insanlık bilimin evrenselliğini ve yolumuzu, bakışımızı aydınlatan niteliğini kaybettiği, insanları yanlış yönlendirdiği, kendi dar işleyiş alanına sıkışmasını ve kimi zaman hoşgörüsüzlüğünü derinden hissettirdiği bir dönemi yaşamış, yaşamaktadır. Agnostik bir bakışla yapılan “kötü” uygulamaların bilim olmadığını düşünebilirsiniz, ancak bu evrensel izafiyetin kavranamadığı sığ bir görüş olur.

Bilim kendi metodolojisi içerisinde işleyen pek çok şeyi karşılar bu nedenle yapılan pek çok uğraşının bilim olduğu düşünülebilir, sanılabilir. Evet, belki tam anlamıyla hepimiz için geçerli olan ahlaki, metafizik ve etik düşünceye ulaşmamız olanaksız, ancak ortak unsurlarımız ve bağdaştırıcı bir zihin işleyişimiz var o da olgular arası bağ kuran, bilginin yapısını inceleyen, doğru ile yanlış akıl yürütmenin ayrımını yapan “mantık”tır. Bir önermenin doğruluğunu karşıt bir önerme ile karşılaştırma bir olgunun bütünsel manada incelenmesini ve doğruya ulaşılmasını sağlar. Bu nedenle diyalektik model verimli insan düşünce tarihinin temel taşı, doğruya ulaşmanın yolu olmuştur.

Diyalektiği fark edebilmek için hoşumuza gitmese de kendimizi sorgulamak, değer yargılarımızı altüst etmek şarttır. Hayatımıza yön verecek görüşleri daima somut, statik hakikatlerle ilişkilendirilen değişken ve çok yönlü, çelişkin soyutlamalarımızla belirlemek, özgür doğan bireyin özgünlüğü ve yaşam görüşünü tam anlamıyla sınırlama ve yargılamalardan kurtarmak, kimi zaman tehlikeli ve kaotik fakat empirik anlamda pozitif olan özgürlüğe ulaşmanın yoludur. Sadece bu yolla, bağımsız bir birey olabilir, evrensel bütünün bir parçasından çok kendi evrenimizi, düşlerle, bilgi ve tutku ile inşa edebilir, “öğüt dinlemeyen insan” olabiliriz.


Yazar rumuzu : izafiyet


Önceki eser / Eserler ana listesi / Sonraki eser

--------------------------------------------------------------