Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

5.a-4

Yazar rumuzu : eşkiya
Eser sıra no : 090224.09
-----------------------------


OKU


“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.”sözünü bugüne kadar yaşamış, insanlara yol göstermiş, bilim ve düşün insanlarının buna benzer birçok sözüyle desteklemek olasıdır.
•İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.
•Bana bir harf öğretenin kulu kölesi olurum.
•İlim Çin’de de olsa gidip alınız v.b.
Yüce Tanrımızın İslam Peygamberine ilk emri ;”Oku”dur.
Tüm bunlar bize gerçek yol göstericinin (mürşit) ilim olduğunu yeterince göstermektedir.

Peki ilim ne işe yarar, ilim nedir ?

İnsan doğada zaten var olan ateşi bulmasıyla hayatına daha da anlam katmıştır. Artık yediği yemekler daha lezzetli, barındığı ortam daha sıcak, hayatını kolaylaştıracak aletlerin ateşi kullanarak yapımı olası olmuştur. Bunlar ve benzeri alanlarda ateş artık kullanılacaktır. Artık ateş ilimin bir parçasıdır. İnsanoğlunun arama ve bulma yolculuğu ne ilk olacaktır ne de son. Bunu diğerleri izleyecektir. Toprağı ekip biçme, tekerleği icadı, makineyi keşfi, uçma merakı ve günümüz bilgi çağı.

Dünyada tek düşünen canlı olarak insan; merak, hayatını kolaylaştırmak, bir şey üretmek veya bulmak, yada ismini devam ettirmek için aklını, zamanını ve yeteneklerini kullanarak ilime hizmet etmektedir. Peki bu edindikleri tecrübeleri kendi çocuklarına nasıl aktaracaklardır? Bunun yanıtı da “eğitim ve öğretim”dir. Diğer adıyla “okul”

Eğitimi ve okulu destekleyen en önemli buluş ta “yazı”dır. İlk insanların mağara duvarlarına yaptığı şekillerden günümüzde kullandığımız yazıya kadar yazı, gelecek kuşaklara bilginin aktarılması için vazgeçilmez unsurdur. Eğitim-öğretim işi için günümüzde destekleyen çeşitli görsellerle beraber yazılı kaynaklar çoğunluktadır. Görüldüğü gibi ilime ulaşmanın ana unsuru ‘okumak’tır.Yazı da okumak için yazılır zaten. Okuyan ve okumayı alışkanlık haline getiren eğitim sistemleri, beraberinde toplumlarını geliştirmiş ve ilim yolunda da ilerletmişlerdir. İnsanlar geçmişin deneyimlerini kitaplardan öğrenirler. Bu öğrenme eğer istek ile olursa çok daha kalıcı ve ömür boyu olur. İşte bu da eğitimin işidir, ’kişide istendik davranış yaratabilmek’
Okumak içinse geçmişten günümüze tabletlerden başlayarak, kitaplar ve e- kitaplar mevcuttur. Kitaplar yüzyıllardır aynı şekildedir. Daha ofset olsalar da Yüzyılların değiştirmediği az şeylerden biridir. Kitap da okumak için vardır.

İnsanoğlu varoluşundan beri eğitimin ‘nasıl’ boyutuyla ilgilenmiştir. Eğitim ise nasılı çoğu zaman çeşitli nedenlerden dolayı yakalayamamıştır.

Bizim eğitim sistemimiz de Milli Eğitimin amaçlarında ayrıntılı olarak yazılmıştır. Ya okullar? Tartışılan ve hiç dinmeyen eğitim sorunları. Her yıl değişen müfredatlar. Gençliği yaşamdan soğutan sınav sistemleri (ki son yıllarda sınav okul için değil de okul sınav içindir) ve okulun yanında zoraki gidilmesi gereken dershaneler. Okul tipleri.Uzayan kısalan yıllar. Peki biz ne zaman laboratuarlarda sabahlayacağız? Ne zaman kütüphanelere güle oynaya gideceğiz? Ne zaman öğrendiğimiz yeni bilgileri; hep unutulmaya dayalı olan ezberci yöntemin yerine yaşayarak, iş yaparak, dolayısıyla da tartışarak, öğrendiklerimizi gerçek hayatta uygulayarak mutlu olacağız? Hani nerde kişiye sorumluluk ve üretkenlik zevki aşılayan özgüveni yüksek ve çalışmaya istekli, evrensel değerlere önem veren disiplinli bireyler ve toplum olmamızı sağlayan eğitim? Yoksa biz göremiyor muyuz?

Eğitim insanlara bilgiyi ezberletmeyecek bir biçimde ayarlanılınabilir olmalıdır. Dışa bağımlı olmamalıdır.Ulusal karakteri ağır basan bir evrensellik olmalıdır. Kendince yöntemler ortaya koyabilmelidir. Eğitim çağdaş olmalıdır. Öğrencilere bilgiyi değil bilgiyi keşifi öğretmelidir..Başka türlü bilgi kalıcı olmaz. Öğrenciye; bilim matematik,felsefe gibi temel konular sevdirilmeli tek tek ilgi hangi tarafa doğru ise daha önceden hazırlanan o alanla ilgili okula transfer edilmelidir. Felsefeden hoşlanan bir çocuk, matematikten hoşlanmayabilir. Ona ileri düzeyde matematik dersi verilmeye devam edinilmesi hem zaman hem de boşuna enerji kaybıdır. O çabayla matematiği sevmez çünkü o durumda matematik benimsetilinilmiyor dayatılıyor olur.

Öğrencilerin araştırma merakı kutsal kabul edilmelidir. Bunun hakkında Albert Einstein’ın bir sözünü sizin ile paylaşmak istiyorum;”Modern eğitim girişiminin, kutsal araştırma merakını bütünüyle bozmamış olması gerçek bir mucize. Çünkü bu kırılgan bitki, yüreklendirilmeye, özellikle de özgürlüğe gerek duyar. Bunlar olmazsa ölür. Gözlem yapma ve araştırma zevkinin zorlamayla yada görev duygusu aşılamakla sağlanabileceğini düşünmek büyük hatadır. Sağlıklı, yırtıcı bir hayvanın bile bir kırbacın tehdidi altında yırtıcılığını yitireceğini düşünüyorum.”

Şimdi sizinle geçmişe gideceğiz.

Atatürk’ün özlediği demokratik toplum ve kültür için kurumsal alt yapıyı oluşturmak amacıyla 17 Nisan 1940’ta Köy Enstitüleri açılmıştır. Ezberci değil, akılcı düşünen, sorgulayan birey yetiştiren demokratik ve üretici eğitim veren bu kurum 1954 yılında da kapatılmıştır. O yıllarda köylerde okuma yazma oranı düşüktü. İlkel koşullarda tarım yapılmaktaydı ve onlara bunu öğretecek bir kuruma ihtiyaçları vardır. İşte Köy Enstitüleri de bu yüzden vardı. Köy halkını bilinçlendirmek; Ne kadar büyük bir şey. Şöyle inceleyelim. Bilinçlenen köylü kentlere göç etmeyip, köyünde tarım yapacaktır. Tarım üretim demektir, üretim ise paradır, para ise …Her şeydir. O para ile yıllar sonra olacak olan sanayileşmeye de bir nevi katkı sağlayacak ve ülke kalkınmasında daha da hızlı olacaktır.

İşte ülkemizin kurtarıcısı ve kurucusu ulu önder hem sözüyle ve de uygulamasıyla eğitimin nasıl olması gerektiğini bize açık ve net göstermiştir.

Sonra da Çiğdem Kağıtçı başı’nın bir sözünü paylaşmak istiyorum;
”Türk toplumu, kişileri grup benliğini öne çıkaracak biçimde yetiştirir. Batı kültürünün özelliği olan ayrışmış benliği yani kendi kendine yeten bireyciliği onaylamaz”
Acaba eğitimimiz de mi bu kültürü benimsetmeye çalışıyor diyesi geliyor insanın aklına.

Hayal ile gerçek arasındaki tek fark sorumluluktur. Bizimde sorumluk almamız lazım, kendimizi geliştirmemiz lazım.

İşte bunun içinde ‘OKU’ malıyız…


yazar rumuzu : eşkiya



---------------------------------------------------------------