Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

3.d-5

Yazar rumuzu : ebruli
Eser sıra no : 090223.06
-------------------------


TEK VE GERÇEK


Mustafa Kemal Atatürk; 1881’de masmavi gözlerini açtı. İçi erdem, yiğitlik, dürüstlük ve sevgiyle dolu, parlıyordu. 1938’de masmavi gözleri bitkinlik ve yorgunluktan kapandı ama içindeki dürüstlük ve sevgi olduğu gibi aynı yerde parlıyordu. İşte bu 57 yıllık hayatına yüzlerce özlü söz, anı ve en önemlisi bir ulusun bağımsızlık mücadelesini sığdırmış; milyonlarca insanın dostluğunu, sevgisini kazanmıştı. Ben sizlerle bu yüzlerce söz arasından birini vurgulamak, günümüzdeki yerinden bahsetmek istiyorum.

Atatürk bilimin, fennin sürekli gelişmesi gerektiğini ve bilimin insan yaşamında tek gerçek yol gösterici olduğunu savunmuştur. Atatürk’ün ilim için söylediği “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” sözü geçmişte ve günümüzde önemini ve geçerliliğini korumuş ve koruyacaktır. Bu sözün tamamı ise “Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, muvaffakiyet için, en hakiki mürşit ilimdir, fendir; ilim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir. Yalnız, ilim ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının tekamülünü idrak etmek ve terakkiyatını zamanında takip eylemek şarttır.” şeklindedir. Atatürk bu sözü 1924 yılında Samsun’da dile getirmiş, ilk kez orada bilimi vurgulamış, bilimin hayatımızdaki önemini halka göstermiştir.

Bu sözü biraz detaylı incelersek “mürşit”; doğru yolu gösteren, kılavuz anlamına gelir. Atatürk insanlara hayatta en doğru yolu gösterenin bilim olduğunu söylemiş oluyor. Bilimin sadece gerçeklerden ibaret olduğunu ve hiçbir şekilde yanlış, yalan bir şeyin bilimle alakası olamayacağını söylüyor. Bilim sayesinde insanlar geleceğe daha aydınlık bakabilir. Bilimle gelişen, yetişen insanların düşünceleri ve davranışları gelişmeye açıktır. Hiçbir şeye veya kimseye önyargılı yaklaşmazlar. Kendi düşüncelerini savunabilir, bazı baskın kültürlerin, düşüncelerin arasında kaybolmazlar.

Atatürk en başta dogmatik düşünceye karşıydı. Dogmatik düşünceyi kısaca sınırları belli olan diye tanımlayabiliriz. Dogmatik düşünce şekline dayalı bir ülke yönetimi değişime ve gelişime kapalıdır. Atatürk bunu istemiyordu. Dine karşı değildi, tam tersine dinine saygı duyan biriydi. O sadece dinin ülke yönetimine alet edilmesine karşıydı. Ülkesinde bilimadamı ve kadınlarının yetişmesini ülkesinin gelişmesini istiyordu. Her Türk vatandaşının yapması gereken şeyi, ülkesini geliştirmeyi, ilerlemesini sağlamayı kendine amaç edinmiş ve bunu mükemmel bir biçimde başarmış, önümüze sunmuştur. Maalesef günümüzde bu güzel eserden geriye sadece yazılı belgeler ve gazilerin anıları kalmıştır. İnsanlar artık Atatürk’ün bin bir emekle yarattığı bu Türk kültürü yerine tek düze bir tüketim kültürü yani Amerikan kültürünü benimsemeye başladılar.

Hazır konuya girmişken Amerikan kültüründen ve günümüzdeki etkilerinden bahsetmek istiyorum. Gelişen ve değişen ülkemizde Amerikan kültürü son hızla yayılmaktadır. Amerikan kültürü tamamen yok etmeye, israfa yani tüketime dayalı bir kültür. Diziler 7-8 yaş zeka seviyesinde hazırlanıyor ve insanlar Amerikan filmleri izleyerek tüketim kültürüne bir adım daha yaklaştırılıyor. Artık her şey hazır. İnsanların kahve hazırlamasına bile gerek kalmıyor. “Üçü bir arada” ile çabucak hazırlanıp, çabucak tüketiliyor. İnsanların beyni yıkanıyor.

Amerikan kültürü sadece kültürümüzü günlük yaşamımızı etkilemekle kalmıyor, dilimizi de kendi etkisi altına alıyor. Etrafımıza baktığımız zaman yüzlerce belki de binlerce tabela Türkçe – İngilizce karışık harflerden oluşmuş kelime ve cümlelerle dolu. Eğer kendi dilimizi bu kadar kolay unutur, bırakırsak kendi kültürümüzü ve benliğimizi yani Türk kimliğimizi de unutmuş, kaybetmiş oluruz.

Bilim ve teknolojiyi insanlar kötüye kullanıyorlar, oysa ki Atatürk buna karşıydı. O insanlığın geliştirilmesini istiyordu, hayatın sanallaşmasını değil. İnsanların düşüncelerinin, fikirlerinin çok okuyarak ve gezerek gelişmesini; öğrencilerin bilimsel kitaplar okuyup filmler izlemesini, bilgi sahibi olmalarını istiyordu. O Türkiye’den yeni mucitler, kaşifler çıkabileceğine inanıyordu. İnsanların bilgi birikimlerini zenginleştirmeleri için en doğru yolun bilim olduğunu düşünüyordu.

“Yurdumuzun en bayındır, en göz alıcı, en güzel yerlerini üç buçuk yıl kirli ayaklarıyla çiğneyen düşmanı mağlup eden zaferin sırrı nedir? Orduların sevk ve idaresinde bilim ve fen ilkelerinin kılavuz edinilmesindedir. Milletimizin siyasi ve içtimai hayatı ile ulusumuzun düşünümsel eğitiminde de yol göstericimiz bilim ve fen olacaktır. Türk milleti, Türk sanatı, Türk ekonomisi, Türk şiiri ile edebiyatı okul sayesinde ve okulun vereceği bilim ve fen sayesinde bütün olağanüstü incelikleri ve güzellikleriyle oluşup gelişecektir.” Atatürk’ün bu sözleri aslında benim bilim hakkında anlattıklarımın özeti olabilir.

Atatürk bilim ve fennin hayattın her yerinde bizim işimize yarayabileceğini vurguluyor. Bir gün hayatımı kurtarırken, öbür gün başarımızı arttırıyor. Bilim bir bakıma her şeyin temeli aslında. O bizim kurtarıcımız, ilacımız. Bilim insanı kendine bağlar. İnsan ona sarıldıkça daha sıkı sarılmak ister. Bilim; geçmiş, bugün ve gelecekte tek gerçek yol göstericidir. Değil mi?


Yazar rumuzu : ebruli


Önceki eser / Eserler ana listesi / Sonraki eser

--------------------------------------------------