Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

6.b-5

Yazar rumuzu : düşünen biri var
Eser sıra no : 090226.05
------------------------------------------


DOGMALARIN YIKIMI


Bilim kökünden de anlaşılacağı üzere bilmek, konu ve olguları incelemek, irdelemek ve özüne inmektir. Yani bilginin ölçütlerini deneye ve gözleme dayandıran bir kavramdır.

Aslında “BİLİM” sözcüğü kavramdan da öte nitelik taşıyan bir iletidir. Yani sözcüğü sınırları çizilmiş belirli düşünsel öğeleri gösteren kelimelerle olan ifadesi yanlış olacaktır. Çünkü bilim yeni ufukları keşfetmeyi arzulayan bir kuş veya mevsimine bakmaksızın her yerde yaşamını sürdüren bir bitki misalidir. Dünyada insanlar, hangi çağda veya hangi dönemde yaşarlarsa yaşasınlar, hastalıklardan rahatsızlık duymuşlardır. Geçmiş dönemlerin “verem” hastalığı için yapılabilecek pek bir şey yoktu. Birçok ünlü kişiliğin de dâhil olmasıyla birlikte onlarca kişinin ölümüne bu hastalık neden olmuştur. Tabii, bilimin sistematik birikimi ile birlikte günümüzde önüne geçilmiş, insanlığa zarar vermesi önlenmiştir.

Bazı ülkeler büyük tahribatlara uğrayıp haritadan silinme noktasına gelmesine rağmen, bilimin ve teknolojinin sayesinde toparlanmış, uluslararası düzeydeki yerlerine tekrar sahip olmuşlardır.1945’e gelindiğinde ortada tek ayakta kalan yapısı bulunmayan, halkı savaştan ötürü bitap ve sıkıntılı olan Almanya, günümüzde modern ve gelişmiş bir ülke olarak ayaktadır. Yine 1945’de dünya tarihinde ilk kez, yıkımı inanılmaz boyutlara çıkaran atom bombasının atıldığı ülke olan Japonya, günümüzde bilişim sektöründe rakip tanımamaktadır. Günümüzün bilime önem veren ülkeleri sürekli beyin göçü alarak diğer ülkelerden bir adım ileride olmaktadırlar.

Büyük Önder Atatürk, Türk Milleti’nin ilerici bir yapı kazanmasını ve medeniyetleşmeyi kemikleştirmek için yol gösterici olarak bilimi, fenni işaret etmiştir. Çünkü bir milletin dünya sahnesinde varlığını sürdürebilmesi için sürekli üretmesi, üretimini yaygınlaştırması gerekmektedir. Osmanlı Devleti, döneminde ülkenin içler acısı hali, üretimi durmuş, bilimsel gelişmeleri kulak ardı eden bir ülkenin kendini müreffeh bir düzeye çıkarması zor idi. Mustafa Kemal Atatürk, bilimin öğretilmesini amaç edinen eğitim sistemimize çok önem vermiştir.

Bir yandan da, ulu önderimiz, temelsiz ve bâtıl düşünce ve inançlarla, muska, efsun ve üfürükçülük gibi ilkel ve çağdışı davranış ve uygulamalarla dizgeli ve yoğun bir mücadeleye girişmiş, ayrıca, üniversite inkılâbı ya da reformu ile yüksek öğretim kurumlarımızda bilimsel araştırmayı canlı bir süreç durumuna yükseltme tutumunun benimsenip edimselleşmesine doğru yakın tarihimizdeki en etkili adımın atılmasında önayak olmuş, böylece de yurdumuzda bilimin ve bilim zihniyetinin zafer yollarını açmıştır. Eğitim sistemimizde devrimsel yeniliklere imza atmıştır. Latin alfabesinin kabul edilmesiyle birlikte modern bir görünüm kazanan dilimiz, aynı zamanda kaybettiği önemini tekrar kazanmıştır. Şunu da unutmamak gerekir, dilimizin bir bilim dili olarak kabul görmesi için, bilimsel gelişmelerde ülkemizin aktif rol oynaması gerekmektedir. Ülke olarak bilimi destekleyici oluşumlara önem vermeliyiz.

Tevhid-i tedrisat ile birlikte eşitlikçi, laik ve milli bir eğitim sistemimiz oldu. Böylece bilimsel öğreniminin alt yapısını oluşturan eğitim sistemimiz, şaha kalkmış, ilerleyişini kurumsal bir güç ile devam ettirmektedir. Atamız, 22 Ekim 1922’de Bursa’da konuşmasında şu önemli kıstaslara dikkat çekmiştir:

“Milletimizin siyasi ve içtimai hayatı ile ulusumuzun düşünümsel eğitiminde de yol göstericimiz bilim ve fen olacaktır. Türk milleti, Türk sanatı, Türk ekonomisi, Türk şiiri ile edebiyatı okul sayesinde ve okulun vereceği bilim ve fen sayesinde bütün olağanüstü incelikleri ve güzellikleriyle oluşup gelişecektir.”

Bilim, görünmez, ulaşılmaz veya gidilmez denilen yerlerin yolcusu ve isteklisidir. Karanlık gecelerin kandilidir.

Vazgeçmemektir özü. Her tatbikinde, deneyinde insanlığa reformlar sunmaktır. Edison,700. denemesinde başarısız olmasına karşın, asistanına;”700 yapmamam gereken uğraşı öğrendim.” diyerek bilimin özünü çok güzel açıklamıştır.

Dogmalık bilimin tam zıttı bir kavram olup; hiç düşünmeden kabul edilmesi anlamına gelir. Dünya var olduğundan beridir, dogmalar bazen ülke,bazen bir topluluk,bazen de bir insana bürünmüş şekilde sürekli karşılaştığımız bir yüz karasıdır.

Galilei astronomik buluşlara imza atan bir bilim adamıdır.”Dünya yuvarlaktır.”tezini ortaya atmasıyla birlikte, karşısına engizisyon kanunları çıktı. Onu yargılayıp, zindanlara gönderdiler. Bilim adamını bu değerli tezinden zorbalıkla vazgeçirdiler(sözde).

Buruno, dönemin engizisyon olgusuna karşı çıkmaktan ötürü idam edileceğini öğrenince;”Siz benden korkuyorsunuz, o yüzden beni öldüreceksiniz.”diyerek bilimin ışından vazgeçmedi, ama diri diri yakılarak öldürülmekten kurtulumadı. İşte dönemin devlet dogması bilimin önüne duvar çekmeye çalışmıştır; ancak bilimin ışığı engizisyon kurallarını yıkarak, yepyeni bir çağa adım atmıştır. Bilim ışına karşı olan topluluklar geri kalmaya ilkel bir yaşantının uzantısına mahkûm ve layıktırlar. Sonuçta ışıktan uzak yerler sürekli karanlıktır.

Bilimsel bilgiler de yasaya kadar olan yolda birçok evreden geçer. Tabii bunun sebebi, bilginin sürekli araştırılması ve irdelenmesidir. Bunun sebebi ise bilginin eleştirel yanının kalmayıp her kesimce doğruluğunun tanımlanmasına işaret eden bir olgudur. Yani, akla ve mantığa uygun, kesinliği kabul edilmiş bilgilerdir. Bilimsel bilgilerde yasaya kadar olan evrede birçok sonuç olabilir, farklı yönlere kayabilir, deney ve gözlemlerde farklı sonuçlar çıkabilir; böylece bilgi sürekli denetlenir.

Bilim ve teknolojinin anlam değerleri birbirinden farklıdır. Başta da söylediğim gibi bilim yeni bilgileri haznesine katmayı amaçlar. Teknoloji ise “teknik”tir. Yani bilimin ortaya koyduklarından yeni icatlar çıkararak, insanlığın yaşamını kolaylaştırır. Bilim amaç; teknoloji ise sonuçtur.

Dogmaları yıkan, yerine müreffeh bir medeniyet çatısı sunan bilime değer vermek demek, insanlığa verilen bir toleranstır.

O yüzden Büyük Önder Atatürk’ün deyişiyle;”Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.”


Yazar rumuzu : düşünen biri var

Önceki eser / Eserlerin ana listesi / Sonraki eser
----------------------------------------------------