Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

5.e-3

Yazar rumuzu : derin
Eser sıra no : 090225.14
-----------------------------


NOKTA VE TER


-5 dakika kaldı…
-Haftaya ne yapalım?
-Bana kartondan hayal gücünüzü yapın…
-Git ve alman gereken yerden,gel.
-Malzemeler?
-3 dakika kaldı…

Oluşum…

Kendileri için küçük adımlar atan büyük adamların devasa merdivenleri üzerine kurulmaktaydı insanoğlu. “Düşen elmaları ısırmak” yerine “elmaları düşürmek” tadında harmanladı bir sonraki ve daha sonraki neslinin halatlarını…İlk başta merak-ilgi yürüyüşünde sadece meşgale boyutundaydı. Ancak zamanla “meşgale” de boyut değiştirdi ve “…olmadan, daha iyi” tabanı üzerine yayılmıştı. İnsanlar şok oldu. Görmüştü ki; önünde sınırsız bir güce sahip bir varlık! Zamanla “arama” kelimesi…Farklıydı çünkü… “Gelişim” sözcüğü insanın inanılmaz derecede ilgisini çekti. Küçük, sessiz duvarlarında etraflarını oluşturdular.Kendi oluşturdukları ve kendilerinin oluştuğu etraflarını…İşte, inşa-soru işareti ikilisi tamamen “olan”dı. Ve bir kutu koydum. Bir kutu…

-Yükseliyoruz.
-Evet…
-Peki ya kulaklarımız?
-Herşey ayarlı…En azından denemek için…

Gelişim…

Bana göre insanoğlunu en mükemmel kılan (belki tek demeliyim) nokta, erostratlık zihniyetinin yanında bir şeyler de bırakabilme arzusu. Bir kutu daha. Paylaşıma hayret uyanmaması mümkün değil. “Sonrakini düşünme” ,işte budur yüce! (İronik bir durumdur ki;) Vazgeçilmez ego ve bencillikle bastırabilirdi bu duygusunu oysa ki bastırmadı. Çünkü farklı olarak, kendi yolunu gösterebilmeyi amaçladı çizerken. Sayılar, harfler, hayal gücü, yaratıcılık, beceri, amaç, kaygı, cevap, şüphe, deney, yanılgı,daha iyi, yol, gelişim, merak, arayış ve karşınızda…

Ortaçağ Avrupası’nda bir savaş marangozunun tozlu tamirhanesinde uyandım…Tırtıklı talaş kokusu vardı havada. Derin nefes alırken “yaratıcılık, hayalgücü, üretim” kelimelerinin,ışık altında sabahın altın sarısı uçan minik tozlarıyla bronşlarıma konuşunu hissettim. Ferah ve çimenlikti dışarısı. İçimde bir su rengi vardı.Volta atarken dizlerim çıtırdıyordu güne ilk ait oluşumda. Derken gözüm, yerde duran paslanmış küçük bir vidaya takıldı. Eğilip aldım, sadece baktım. Ne kadar da ahenkliydi aslında. Bir insanın bir amacına ulaşması için kullanacağı bir araca “yapıtaşı” görevinde bağlanma amacıyla üretilmişti. Bir kutu daha ve amacım için amacı olan bir vida üretmiştik…

Cumhuriyetin ilk yıllarında bir tren istasyonunda uyandım…Hafif sisli serince bir hava dokundu gömleğimin aralığından boynuma. Gözlerim yapışmış gibi ve mayhoştu bir tutam. Uzaktan kalın bir düdük sesi geldi. Döndüm ve baktım. Duran demirin içinden mutluluk ve kavuşma sevincinin indiğini gördüm. Bu çok hoşuma gitmişti. Her inen yüz, bir başkasına; her gelen demir, bir başka yüzlere ve her demirin içindeki yüzler de güzel gözlere kavuşuyordu. Yüzümü ovuştururken bir adam dikildi başımda. Doğruldum ve baktım ve dedim ki “sümüklü böcek arkasında sümük bıraktı,bizse gelecek...” Biraz durdu, bir kutu verdi ve elindeki fenerle başını kaşıyarak yolculara yolu gösterdi. Akşam olunca da muhtemelen feneri bir başka dostuna verdi. Şimdiki posta görevlilerinin giydikleri kostüme benzeyen şeylerin içinde komik görünse de, yürüyüşünde bir sabit kararlılık ve kudret vardı. Öyle adamları severim. Çünkü cebinde minik kitabı,kafasında yardım, fenerin ipinde ter ve öğle yemeğine bir saat vardı. Çok yorulsa da misyonunu kovalamaya aşık gibiydi…

İkinci binyılın ilk yıllarında bir eczanede uyandım…Korkunç güçlüydü! İnsanlar farmakolojik gelişimler göstermişti.Farklı insanlardı fakat daha öncesinden kalma ayak izleriyle gidiyorlardı doğru yola yönelimde. Anlam veremedim…Kendi yaptığı minicik şeylerle kurtarıyordu hayatını. Biran baba nasihatı tonlamasında ince bir mırıltı duydum ve yöneldim. Eczacı kalfaya dedi ki: “ilaçların adını değil,ihtiyacı olana ne gerektiğini bil !” Hafif yaşlıca bir adam girdi.Eczacı elindeki kutuyu bana verdi ve adamın elinden bir parça kağıt aldı daha sonra ona ihtiyacı olanı verdi.Adam,çıktı gitti…

-Sonagelim?
-Bilmiyorum…
-Nokta nedir o halde bunda?
-Bütünleşme ve kutu…

Bütünleşme ve Kutu…

Şu anda elimde babamın kalp pili var…Ve onu elimde tutuyorum çünkü babamın kalbinin artık ona ihtiyacı yok, aslında ortada bir kalp yok, işin sonunun bağlandığı nokta belki ürperticiydi ama benim babam nefes almıyordu. İnsanlar garip…Karanlık bir odada mumu en yüksekte tutma istekleri, daha fazla yer aydınlatabilme kaygısının dönüşümündeki amaç olarak “daha fazla alanın aydınlanması” ydı…O küçük pil örneğin…Eğer o olmasaydı biz hiçbir zaman o balığa çıkamayacaktık. İnsanlar bununla yaşayabiliyor! Küçücük ve titrek…Biraz demir, biraz cam, biraz karmaşık, bir “kısmi tanrı”…Bizi burada tutabilen minicik hayat…

Geçmiş, gelecek, birikim…Hepsiyle bütünleştik ve birikimlerimizi üst üste koyduk. Ve sonunda başardık. Artık kutuların üstünden elmalara uzanabilecektik! Hepsi, başlangıçtaki kutu elma içindi. Kutuları koydum. İlk adımı attığımda; insanların, yaptıkları evler içinde oluştuklarını gördüm. İkinci adımda; hayranlıkla, bilgi birikiminin ışığında gözlerim kamaştı ,ürktüm. Üçüncü kutuda; sistem yürüyüşünü ve birbirimiz için bir şeyler yapmamız gerektiğini amaç edinme tadıyla damağıma yaydım. Dördüncü kutuda; emek veren, fener tutan insanları ve “fedakarlık” boyutunu hissettim. Beşinci adımımda; fondaki bir öğütle başrol cesareti ve sonu olmayan bir bitişe yaklaşma garipliğiyle güçlenip kutuyu aldım. VE ELMAYA DOKUNDUM!
Artık buydu…Üstüne uzandım ve üç parmağımla onu ince dalından sıyırarak,aşağıdaki kartondan hayalgücü yapacak çocukların avuçlarına yuvarladım.Daha sonra onlar kutu dayadı ve benim yorulan kalbim durduktan sonra benim kutumun üstüne de kutu koyup “peki ya kulaklarımız?” sorusundan sonraki cevapla huzur buldular..

Biran burnum cama yapışmış, camı buğu olmuş dolmuşta arka koltukta kendime geldim.Bütün bu döngü ve çizilen perspektif “genişleyen bir helis paradoksu”nu anımsattı bana. Gerekli olan şeyler belliydi. Hepimiz öğrenmeliydik gelişimin olması için, gelişimi öğretebilmek için…İnsanlar bilinçlenip kendine gelmelidir ki “yararlılık” lezzetini tadarak ölsünler. Her zaman, her zaman ve tekrar her zaman önemli olan nokta:

Kişisel gelişim,bilgi ve minik kutularımızdadır.
Toplum gelişimi ise, kişisel gelişimi paylaşma ve bilgi ışığına ihtiyacı olan zihniyette tohum filizlemeyle zaten kendiliğinden gelir.

Hayatta en hakiki mürşid İlimdir…


Yazar rumuzu : derin


Önceki eser / Eserler ana listesi / Sonraki eser

------------------------------------------------------