Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

6.b-2

Yazar rumuzu : beyaz lale
Eser sıra no : 090226.02
--------------------------------


HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT İLİMDİR.


Atatürk’ün bu sözle ne demek istediğini anlatabilmek için önce "mürşit" sözünün anlamını açıklayalım: Mürşit demek doğru yolu gösteren, kılavuz demektir. Buna göre, insanların ve toplumların hayatında en gerçek yol gösterici, en yanılgısız kılavuz bilim oluyor. Bilim yalnızca gerçeği arar ve ona değer verir. Gerçek dışı şeylerin bilimde yeri yoktur. O halde, bilimi kendine kılavuz yapan insan ve toplumlar gerçeğin yolunda ilerlerler. Bu yol doğrunun, doğruluğun yoludur. Doğruluğun olduğu yerde de iyilik ve güzellik vardır. İnsan ya da toplum bu yolda dünyayı, geleceği ve her şeyi olduğu gibi görebilir. Böyle olunca da uygarlık yarışında güvenli adımlarla ilerler. Her yeni gün bir ilerleme, bir gelişme ve bir kalkınma günü olur. Çünkü bu yolda tutuculuk yoktur, geri kalma yoktur. Akıl, yeteneklerini gerektiği gibi kullanabilir. İnsan bilgisizlikten, bilgisizliğin karanlığından kurtulur. Yasadığı hayatı daha iyi tanır. Daha iyi yaşamanın yollarını bulur. Bilim ancak doğrunun ve gerçeğin ortamında oluşur. Ancak onunla iyiye ve güzele gidilebilir. Böyle olduğu için, bilim, insanda hoşgörü yaratır. Katı ve kalıplaşmış düşünceli, ön fikirli olmayan insanlar yetiştirme ortamını oluşturur Bilimin verileri ile iyi insan, iyi vatandaş yetiştirme olanakları elde edilebilir. Bilime dayalı gerçeklerle yetiştirilmiş insanlar hiçbir görüş ve düşüncenin tutsağı ve yobazı olmazlar. Bir ülke bilimi kendine kılavuz seçerse her alanda büyük ilerlemeler gösterir. Dünya uygarlık düzeyinin üstüne çıkar.

Bilim, günlük yaşantımızda karşılaşacağımız insan-insan, insan-doğa, insan-eşya ve eşya-doğa etkileşimlerini anlamamıza ve bunlara karşı nasıl yaklaşımlar tutunmamız gerektiğini anlamamızı sağlayacak mantıklı ve tutarlı düşünce sistemidir. Bu düşünce sisteminin oluşumu insan elinin hünerleşmesiyle başlar. Çünkü el dokundukça kavrar, ayırt eder ve değiştirir. El işlevselleştikçe beyin gelişmiştir. Daha sonraları ise gelişen beyin ele hükmeder ve yönlendirir. İlk insanlar taşı taşla şekil vererek avda kullanacakları mızrakları kesici aletleri yapmışlardır. Bu yeni eşyalar insan ürünü olup doğada doğal olarak bulunmazlar.

Yol gösterici olarak kabul ettiğimiz bilim, bize seçme özgürlüğünü de kazandırır. Neyi,nasıl seçeceğimizi daha iyi biliriz. Böylece kendi etkimizi ve dışımızdaki dünyayı daha iyi tanırız. Buna paralel olarak da yaşam biçimimizi oluştururuz. Toplumda birey olmanın tercihini yaparız. Birey derken tabii ki bireyciliği kastetmiyoruz.

Bilimin gelişmesi, olaylara akılcı yaklaşımın sonucudur. Akıl süzgecinden geçmeyen bilgiler bilimsel nitelik taşımazlar. Bilim tabiatta var olanı inceler. Bir olayın anlam taşıması, akılda şekillendirildikten sonra başkalarına aktarılması ile önem kazanır.


Akıl ve bilim insanlara gerekli olan doğruları gösterir. Gerçekten de insan hayatında doğru yolu gösteren hakikat bilimdir. Bilgili kişilerden oluşan toplumlar güçlü ve güvenlidir. Bilgisiz ve cahil kişilerin oluşturduğu toplumlar ise er geç yok olmaya mahkûmdur. İnsanlar her alanda kendilerine akıl, bilim ve teknolojiyi rehber edinirlerse mutlaka başarıya ulaşırlar.

Atatürk,"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." sözüyle bir toplumun gelişmesi ve kalkınma düzeyinin yüksek olması için takip etmesi gereken yolun bilim olmasıdır. Atatürk, Türkiye’nin geleceğinde umutlu olmasının temel dayanağı, yurdumuzda bilim zihniyetinin egemen olacağı ve islerimizi bilimin kılavuzluğu ışığında yürütüleceğine olan inancıdır.

Bir toplumun kalkınma düzeyi, bilim ve teknoloji alanındaki gelişmişlik düzeyi ile ölçülür. Atatürk, uluslararası uygarlık yarışmasında bir toplumun geride kalmamasının, güçlü ve saygın bir durumda bulunması yoğun bir çabaya dayanan sürekli gelişme yoluyla mümkün olabileceği konusunda ulusunu tekrar tekrar uyarmıştır. Atatürk'ün özlemini duyduğu parlak bir geleceği; "Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meşale müspet ilimdir."sözüyle vurgulamıştır.

Bilimin insan yaşamındaki en gerçek yol gösterici olduğuna dikkatimizi çektiğine göre, demek ki Atatürk bilimden başka gerçek yol göstericilerimizin de bulunduğunu kabul etmiş olmaktadır. Oysa, bu cümlesinin hemen arkasından, bilim ile fennin dışında mürşit aramanın, bunları dışta bırakan kılavuzlar peşinde yürümenin, dünyadan habersizlik, bilgisizlik, ve sapıklık demek olacağını vurgulayarak ifade etmektedir.

Demek oluyor ki, Atatürk, burada bilim dışında kılavuzlarımız olsa da, bunların bilimle bağdaşabilen, bilim anlayışına ters düşmeyen, yol göstericiler olmaları gerektiğine kesin bir dille işaret etmek ihtiyacını duymuştur. Başka bir ifade ile, Atatürk, en başta kesinlikle bilim gelmek şartıyla, diğer birtakım gerçek kılavuzlarımızın da bulunduğunu, fakat bunların bilim yöntem ve kurallarından pay alabilen ve bilim kadar olmasa da, yine de az çok dizgilileşmiş, özgünleşmiş durumda bulunan bilgi ve gözlemlerimiz olduğuna, yahut da bunların, örneğin aklımız ve tecrübelerimiz gibi, bilimi oluşturan temel öğeler arasında yer almaları gerektiğine isabetle parmak basmış oluyor.

Büyük Atatürk Türk ulusu için gerek maddesel ve gerekse dinsel, yani manevi alanlarda bağımsızlık, seçkinlik ve üstünlük sağlamak ve Türk milletini yüceltmek yolunda çeşitli doğrultularda çaplı bir takım süreçleri harekete getirmiş, hepimizin iyi bildiğimiz kalburüstü devrimlerini gerçekleştirmek için azimli girişimlerde bulunmuştur. Atatürk bu devrim ve reformlarında hep aklın kılavuzluğu altında ve geçmişte ki uzun tecrübelere, tarihsel yaşantılarımıza dayanan sağlam bilgi ışığında yürünmesi temel ilkesini her zaman için etkin ölçüde başatlı tutmaya özen göstermiştir.

Bir yandan da, ulu önderimiz, temelsiz ve bâtıl düşünce ve inançlarla, muska, efsun ve üfürükçülük gibi ilkel ve çağdışı davranış ve uygulamalarla dizgeli ve yoğun bir mücadeleye girişmiş, ayrıca, üniversite inkılâbı ya da reformu ile yüksek öğretim kurumlarımızda bilimsel araştırmayı canlı bir süreç durumuna yükseltme tutumunun benimsenip edimselleşmesine doğru yakın tarihimizdeki en etkili adımın atılmasında önayak olmuş, böylece de yurdumuzda bilimin ve bilim zihniyetinin zafer yollarını açmıştır.

Bilgili kişilerden oluşan toplumlar daha güçlü ve güvence altındadır. İnsanlar her alanda kendilerine akıl, bilim ve teknolojiyi rehber olarak görürlerse toplum eğitim, ekonomik, saglık siyasal askeri... gibi faktörlerin ve teknolojinin ilerlemeyişinden dolayı gerileme ve yok olmaya adım adım yaklaşacaktır.Bir toplumda eğitim, ekonomik, sağlık, siyasal, askeri... gibi faktörlerin büyüklüğü, canlılığı ancak ve ancak bilime dayanan sorgulanabilen yani dogmatizmin artık hapsedilmesiyle, sorgulamanın serbest kaldığı bir ortamla mümkün olabilir.

Bizler de yani yeni kuşak geleceğin büyükleri olarak akıl ve bilimin önemini kavrayıp, Atatürk'ün "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." sözünü benimsemek için bilgisiz ve cahil toplumların içerisinde bulunduğu içler acısı durumlarını, sefalet ve yobazlıklarını etrafımızdaki insanlara anlatmalıyız. Aynı şekilde her alanda(eğitim, tarih, sosyal...) bilim ve aklı ön planda tutan toplumların içinde yaşadıkları rahatlık ve diğer ülkelere olan üstünlüklerinden bahsedilmeli, bilgisiz insan ya da toplumların hep ezilip zamanla yok olacakları anlatılmalıdır.


Yazar rumuzu : beyaz lale


Önceki eser / Eserler ana listesi / Sonraki eser

------------------------------------------------------------