Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

3.b-5

Yazar rumuzu : arı
Eser sıra no : 090221.11
---------------------------------


HAYATA YÖN VEREN BİLİM VE ULU ÖNDERİMİZ

Bilim, evrenin ya da olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve
gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgidir. Bir başka söyleyiş ile belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir ereğe yönelen bilgi edinme ve yöntemli araştırma sürecidir. Çağımız bilgi çağıdır. Bilgi, insan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütünü, insan zekâsının çalışması sonucu ortaya çıkan düşünce ürünüdür.

İnsanoğlu var oluşundan beri doğayı keşfetmek ve doğaya egemen olmak istemiştir. İnsanların
ve milletlerin egemen olma, beğenilme, daha rahat yaşama, üstün olma, hayatlarını devam ettirme istekleri ve benzeri nedenler bilgi üretimini sağlayan diğer etmenler arasında sayılabilir. Bir toplumun kalkınma düzeyini bilim ve teknolojideki gelişmişlik düzeyleri belirler. İnsanların refahı, bilimin sağladığı kolaylıklarla artar.

Gözlem ve gözleme dayalı akıl yürütme yoluyla dünyaya ilişkin olguları birbirine bağlayan
yasaları bulma çabası olan bilimin, yazıdan önce ortaya çıktığı bilinmektedir. İlk çağlarda doğal olayları gözlemleyip, bulgularına göre önlem alan insanoğlu, sonrasında yazının bulunmasıyla bilgilerini saklamayı ve bilgilerden yeni bilgiler türetmeyi de başarmıştır. Bilim kimi zaman barışta kimi zaman da savaşta insanoğluna hizmet etmiştir. Bir diğer deyişle merak ve ihtiyaçlar bilimsel çalışmalara yön vermiştir.

Antik çağlardan beri insanların, zaman, dünya, evren gibi konularda araştırma ve gözlemlerde
bulundukları, bu konularda matematik, fizik ve astronominin temel ilkelerinden faydalandıkları, arkeolojik araştırmalarca elde edilen kil tabletlerden ve papirüs yapraklarından anlaşılmıştır. MÖ 4200'lü yıllarda 365 günlük bir takvim üretilmiş, MÖ 3100'lü yıllarda milyonları sayısal olarak ifade etmek için bir sistem geliştirilmiştir. İnsanoğlunun ulaştığı her sonuç, bir başlangıcı doğurmuştur.

Bilim, felsefe ve sanatla da etkileşim halindedir. Hayatın içinden gelen bu iki disiplinin bilime
etkileri antik çağlardan bugüne dek devam etmektedir. Bilim bilgi verirken, felsefe bilginin ne olduğunu, neyi ve nasıl bilebileceğimizi araştırır. Ünlü filozof ve bilim adamı Newton, doğa felsefesiyle ilgili düşüncelerini, matematik ve fizikle doğrulamaya çalışmıştır. Gözlemleriyle yer çekimini keşfetmiş, ünlü "kritik deneyi" ile renklerin ışık özelliği olduğunu, kırılmayla oluşmadığını ispatlamıştır. Sanat ise bir duygu, tasarı, güzellik vb.nin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılıktır. Bu yaratıcılık insanı yüceltir ve ölümsüzleştirir. İnsan sanatla yaratıcılığını ve hayal gücünü ifade eder. Örneğin; matematik, fizik ve estetiğin harika birleşimi, özellikle mimaride, Mimar Sinan'ın, Michelangelo'nun eserlerinde görülebilir.

Antik çağın ünlü filozofu Efesli Herakleitos, o çağda kimsenin aklına gelmeyen bir düşünceyi,
hareket ve değişim düşüncesini geliştirmiştir. Ona göre durağan hiçbir şey yoktur. Bilim de sürekli değişim ve gelişim içindedir. Bilimsel devrimler, yıllarca benimsenen düşüncelerin yerine, net bir biçimde değiştirilmiş kavramları ortaya koyabilir, hatta araştırmaların sınırlarını değiştirir ve eski zamanlarda çözümlenemeyen konular, yeni araştırmaları ortaya çıkarır. Örneğin; yıllardır kötü kollestrolü yükselttiği söylenen yumurtanın, yapılan son araştırmalarla tüketiminin azaltılmasının gerekmediği, aksine dengeli bir şekilde yaşlı, genç herkesin yemesi gerektiği belirlenmiştir. Bazen de bir önceki bilimsel gerçek, yeni buluşlara yol açar. Örneğin; James Watson'un DNA yapısını bulmasıve daha sonraları bu buluş üzerine kurgulanan veba, sıtma vb. aşıların bulunması...Tarihte bilim ve teknolojide güçlü devletlerin, dünyada söz sahibi olduğu görülmüştür.
Mısırlılar, Hititler, Romalılar, Osmanlılar bilimde öncüydüler, aynı zamanda devirlerinin en güçlü devletleriydiler. Ne zaman bilimin ışığından uzaklaştılar o zaman yok oldular. Örneğin; Avrupa Rönesans'la bilimde atağa geçerken, Osmanlı İmparatorluğu ilim irfandan uzaklaşıp, bağnaz düşüncelerle boğuşmuş, teknolojik ve bilimsel gelişmelere ayak uyduramamıştır. Avrupa'nın gerisinde kalmış ve çökme sürecine girmiştir.

Bir zamanlar üç kıtaya hükmeden Türkler, Osmanlı'nın çöküşünden sonra güçsüz, ekonomisi
dibe vurmuş, topraklarında yabancıların cirit attığı, üstün donanımlı düşmana karşı savaşı kazanmak için gerekli alt yapıdan yoksun bir millet oldu. Sadece kurtuluş inancı, mücadele gücü, eski model silahları, süngüsü ve Atatürk gibi bir önderi vardı. Bu imkansızlıklarda savaş, iyi bir plan, strateji ve taktikle kazanılabilirdi. Savaş taktiklerinin oluşturulabilmesi ise iyi çizilmiş haritalara bağlıydı. Bunun önemini bilen Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nı yönetirken, onca işinin arasında bir mektep kurdu. Kurduğu bu ''Harita Mektebi'' ordunun harita ihtiyacını karşıladı. Ayrıca 1921 yılında öncelikle ordunun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kurduğu ''Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü'' ile savaşta cephane taşıyan öküzlerin hastalıklarının bir an önce tedavisini sağlıyordu.
Atatürk bilime, bilimsel düşünce ve çalışmalara her zaman öncülük etmiştir. 1922'de
Meclis'in Üçüncü Toplanma Yılı'nı açarken eğitim ve bilime verdiği önemi anlatmış, Meclis'ten halkın eğitilmesi, ilk ve orta eğitimden başlayarak üniversiteye kadar eğitimin planlanmasını, özellikle teknik eğitime önem verilmesini istemiştir. Atatürk, Cumhuriyet'in ilk yıllarında "Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır." dediği öğretmenlerle sık sık bir araya gelmiştir. 1924 yılının eylül ayında Samsun'daki İstiklal Ticaret Mektebi'nde düzenlenen çay merasiminde bile, "Bu çay ziyafetini düzenleyenlere özel olarak teşekkür ederim. Bu vesile beni, Samsun'un çok aydın ortamında bulundurmuş oldu. Kafaları ilim ve fen ile bezenmiş kıymetli insanlardan oluşmuş bir topluluk huzurunda bulunmak beni pek mutlu etti. Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, muvaffakiyet için, en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fenin haricinde mürşit aramak gaflettir.'' diyerek bizlere bilimin ne kadar önemli olduğunu öğretmiştir.

Ulu Önder, Cumhuriyet'i emanet edeceği gençlerin düşüncelerini öğrenmek ve eğitim
faaliyetlerini incelemek için sık sık okullara giderdi. Ankara Erkek Lisesi'nin mezuniyet sınav heyetinde iken, Aydın isimli bir öğrencinin isabetli cevaplarını son derece beğenmiş ve tam not vermiştir. Millî Eğitim Bakanı'na ''Bravo bu çocuğa, bu daha şimdiden öğretmen olmuştur. İnsan onu güvenerek bir orta okula öğretmen olarak gönderebilir, bu çocuğu takip edelim." demiştir. Bunun üzerine Millî Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey, Aydın'ın bir takdirnameyle ödüllendirileceğini söylemiştir. Atatürk itiraz ederek "Takdirnameden ne çıkar, daha başka şeyler yapmalı, tahsile göndermeli, Amerika'ya gönderip çocuğun çalışmasına bir değer katalım" demiştir. Bunun üzerine Aydın Sayılı, Harward Üniversitesi Bilim Tarihi Bölümü'nde yüksek öğrenimini yapmak üzere,
Amerika Birleşik Devletleri'ne gönderilmiştir. Atatürk'ün sunduğu fırsatı en iyi şekilde değerlendiren Aydın Sayılı, bilim tarihi alanında ordinaryüs profesör olmuştur. Onun gibi çalışkan diğer öğrencilere de yurt dışında eğitim imkanı sağlanmıştır.
Genç Cumhuriyetin bilimsel temeller üzerinde kurularak medeni milletler seviyesine çıkması
için asıl görevi eğitim kadrolarına veren Atatürk'ün şu sözünü hiçbir zaman unutmamalıyız: ''Bundan sonra pek önemli zaferlere kavuşacağız. Fakat bu zafer, süngü zaferi değil, iktisat ve bilim, kültür zaferi olacaktır. Ordumuzun şimdiye kadar elde ettiği zaferler, ülkemizi gerçek kurtuluşa götürmüş sayılamaz. Bu zaferler, ancak gelecekteki zaferlerimiz için değerli bir ortam hazırlamıştır. Askerlik zaferlerimizle büyüklenmeyelim. Yeni bilim ve iktisat zaferlerine hazırlanalım.''

Günümüzde küreselleşen dünyamızda sınırlar kalkmıştır. Bilimsel çalışmalar farklı ülkelerden
bilim insanlarının biraraya gelmesiyle yapılmaya başlanmıştır. Bilim ve bilgi daha çok paylaşılır olmuştur. Giderek kaynakları tükenen dünyamızda yaşamın sürdürülebilmesi için yeni bilimsel çalışmaların yapılması insanların ortak amacı olmuştur. Ülkeler, dünyadaki gelişmeleri izlemek ve bu gelişmelere katkıda bulunmak için kaynak ayırmaktadır. Geri kalmış ülkeler için bu kaynağın ayrılması güçtür ve bu kaynak açığı onların daha da gerilemesine yol açar.

Bilimsel çalışmalar çığ gibi ilerlerken, hurafe ve safsatalara inanarak hayatlarına yön veren insanların var olması anlaşılır gibi değildir. Bu tür insanlar genelde manevi unsurları öne sürerler. Aslında bilim insanlarında insan ve doğa sevgisi en üst düzeydedir. Akıl, bilim ve maneviyat arasındaki dengeyi koruyacak güçtedir. Bu dengeyi koruyamayanlar ve gerçeklerden uzaklaşanlar, topluma bir virüs gibi girerek taraftar toplamaya ve insanların saflıklarından faydalanarak menfaat sağlamaya çalışırlar. Bunların tesadüfen söz sahibi konumlara gelmesi de son derece tehlikelidir. Güçlülerin kuklası da olabilirler. Eğitime önem verildikçe bu şekilde davranan insanların sayısı azalacaktır. İşte bu noktada biz gençlere çok iş düşmektedir. Gelişmekte olan ülkemizde bize ayrılan kaynakları en iyi şekilde değerlendirmeli, çok çalışmalı, doğruya ulaşmalı, gözü açık, etrafta olan bitene duyarlı, araştırmacı ve yenilikçi olmalıyız. Geleceğimiz için bundan başka çaremiz yoktur. Bilgili kişilerden oluşan toplumlar gücüne güç katarken, cahil kişilerin oluşturduğu toplumlar er geç yok olmaya mahkumdur. Bizler bilimin uygulayıcıları değil, öncüleri olmalıyız. Projeler üretmeli, patent sahibi olmalı ve ülkemizi kalkındırmalıyız.

Çağdaş bütün milletler gibi, Türk milletinin de uygarlık ve ilerleme yolunda göstereceği
büyük başarılarda elinde tuttuğu meşale her zaman bilim olacaktır. Türk gençliğinin bu uğurda hiç durmadan çalışacağına, içimizden nice bilim adamlarının yetişeceğine yürekten inanıyorum.


Yazar rumuzu : arı


-----------------------------------------------------