Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

7.d-5

Yazar rumuzu : nişancı
Eser sıra no : 090227.25
---------------------------


DEĞİŞİM GEREKLİ, BEKLEMEDEN


Eğitimde doğru bakış açısına sahip olabilmek için; önce algılamak, anlamak ve tabii ki sorgulamak gerekir. Bunun aksi olduğu takdirde gençler kendilerine ait hiçbir pencereye sahip olamayacağı gibi, başkalarının düşüncelerini ve sözlerini tekrarlamaktan öteye gidemeyeceklerdir. Nitekim günümüzde de görüldüğü gibi gidememektedirler. Bu yazıyı yazmadan önce fikir edinebilmek için; bazı arkadaşlarıma “Hayatta en hakiki mürşid ilimdir.“ sözünün onlar için ne anlam ifade ettiğini sordum. Amacım gerçekten bizleri anlamaktı; fakat aldığım bazı yanıtlar yüzüme acı bir gülümseyiş olarak yansıdı. Örnek olarak “Evet, hatırlıyorum; ama şimdi çıkaramadım, kimin sözüydü?“ gibi, ya da daha kötüsü “Hayır, hiç duymadım.” gibi beni hayrete düşüren yanıtlar, konu üzerinde tekrar düşünmemi sağladı. Yüksek puanlarla iyi okullara girmiş, iyi bir akademik kadrodan eğitim alan kişilerin bile, bu söz hakkında bir fikri olmaması, açıkçası beni çok ürküttü. Bu ne demektir? Bu, Gazi Mustafa Kemal’in ileri sürdüğü görüşlerin yaşamımızdan ağır ağır silinmesi, gençlerin işin özünden uzaklaşması ya da uzaklaştırılması demektir. Ve hal bu iken, bizim bu konuyla ilgili görüşlerimiz merak ediliyor, soruluyor. Belki de yazabileceğim en güzel şey, tıpkı gençlerden aldığım yanıtlar gibi koca bir sıfır olacaktır. Ama benim asıl merak ettiğim şey; bugünlere neden ve nasıl geldiğimizdir? Tam aydınlanmaya başlamış, ileriye doğru şaha kalkmışken birden ne ve neler bilginin değerini, yerini ve paha biçilmez olmasını bizden bıçak misali kesip atmıştır. Bir öğrencinin bunları görüyor olması, kendisi üzerinden, dershane ve okulların, duvarlarına asacakları yüzde oranları için kavgada olduğunu seyretmesi, emin olumuz ki öğrencide iç huzur bırakmamaktadır. Zaten bunları yaşayan bir öğrencinin, Mustafa Kemal’in bu önemli sözünü bilmemesi olağan hale geliyor.

Her gün sınıfa girdiğimde ilk olarak “Günaydın Paşam“ derim ve ardından Gençliğe Hitabe’yi okurum. Atatürk’ün bizlere ne kadar güvendiğini görmenin, şu veya bu gruba değil de gençliğe olan inancını her sabah okuyup güne öyle başlamanın huzuru ve güveni içinde olurum. Fakat aynı gün, edebiyat hocama sorduğum “Farklı edebi akımları görecek miyiz?” sorusuna, öğretmenimin sıkıntı dolu şu sözleri söylemesi, beni garip bir huzursuzluğa düşürdü: “Evet, ama sadece kim, konu ve ne zaman yazıldığını, çünkü ÖSS’de bunlar soruluyor, diğer türlü yetiştiremeyiz.” Öğretmenime söylemesem de o an içimden “Nasıl yani?” dedim. Biz bilgiyi o iki yılda bir değişen ve zorunluluklardan ötürü yapılan sınav için mi öğreniyoruz? Hani en değerli şey bilimdi, hani Atatürk’ün dediği gibi “Hayatta en hakiki mürşid ilimdi“. Peki, eğitimin görevi bizi en iyi şekilde bilgilendirip donatmak değil mi? Eğer o ise görevi, bu çelişki nedir? Açıkçası bu durumun böyle olması, benim eğitime bakışımda her gün derin depremler yaratmaktadır. İlkokul 4. sınıftan itibaren, yani 10 yaşından itibaren, çocuklar dershanelere gönderilirse, eve özel hocalar gelirse, eğitim denilen şey bu kadar içi boşaltılıp, bu kadar sınav odaklı olursa; aileler sanatçı, tarihçi ve coğrafyacı olmak isteyen çocuklarına “Aç kalırsınız.” derse, böyle bir ülkede “en hakiki mürşid ilim” değildir. Biz ne zaman anlayacağız, ne zaman okuyacağız ve sorgulayacağız? Ve ben çoğu zaman kendimi 3 yıl erken doğduğum için şanslı hissediyorum. Yoksa benim de 4. sınıftan itibaren dershaneye gitmem gerekecek, bu yazıyı yazmak yerine test çözmem gerekecekti.

Atatürk bu sözünü söylerken, çağdaş, demokrat, laik ve güçlü bir ülke için hedeflemişti. O günkü sosyolojik durumunu göze alarak, halkın farklı oyunlara düşmesini, yalancı şeyhlerin ve tarikatların sözlerine kanmasını engellemeye çalışmıştı. Çünkü halkın okuma yazma oranı %8 ile %10 arasıydı ve hem fakirliğin hem cehaletin kol gezdiği bu ülkede bilimden sapmak en kolayıydı. O günün tüm aydınları, hatta şöyle de söylenebilir, okuma yazma bilen herkes, cesurca bir eğitim seferberliğine girişti ve sonraki süreçte de bu devam ettirilerek okuma yazma oranı günümüzde %90’lara ulaştı. Ve unutulmamalı ki bilim hayattır. Sağlıktan eğitime her şeyin içindedir. Bilim, yaşam kalitemizi, yönümüzü, ülkümüzü dimdik dosdoğru gösterir. Çünkü bilimde ikileme yer yoktur. Matematikte her işlemin tek bir sonucu vardır. Açık, şeffaf ve ileri bir toplum için gereken şey, ilerlemek ve öğrenmektir. Dosdoğru, kayıtsız ve şartsız öğrenmek. Amaçsız değil, öğrenmek için, uygulamak için öğrenmek. Aksi takdirde, bugün tanık olduğumuz durumlar gibi, ne öğrendiğimiz ve neden öğrendiğimiz önemsizleşir.

Türkiye’nin yakın geçmişine baktığımızda gençlerin her alanda ne kadar etkin olduğunu görebiliyoruz. Kâh Kurtuluş Savaşı’nda okulu bırakıp cepheye giden, kâh I. ve II. Sanayi Planlarında önemli görevler üstlenen, kâh Atatürk’ün desteği ile Fransa’ya gidip (Ahmet Adnan Saygun...) döndüklerinde Türk müziğinde değişim yaratan, kâh ülkenin her yerinde tüm sorun ve durumlar ile yakından ilgilenen, ilgilenmekten öte tüm çarpıklıkları değiştirmek için çabalayan bir gençlik vardı yakın geçmişimizde. Yaşamın her alanında etkin olan bu gençler, neden son 20 yılda iyiden iyiye her alandan çekildiler. Eğer bugün geçler, “Hayatta en hakiki mürşid ilimdir.” sözündeki bilince sahip değillerse hiç kimse ama hiç kimse bu saydığım koşullar altında gençleri yargılamamalıdır.

Başöğretmenimizin de dediği gibi “Hayatta en hakiki mürşid ilimdir.” ve bu hep böyle kalacaktır. Değişen süreçte gücün sembolü topraktan altına, altından ticarete, ticaretten sanayiye ve bugün ise sanayiden bilime dönmektedir. Bütün büyüklerime, kurum ve kuruluşlara ve yetkili kişilere bir şeyler söylemek istiyorum: Gençleri Başöğretmenimizin sözlerinden habersiz yetiştiren, gençlere sorgulamayı değil sadece kısır alan bilgisini veren bu eğitim sistemine karşı, yarının ne olacağını bilemediğimiz için bizleri yargılamayın! Biz bugün, bu sözün anlamını ve sorumluluğunu sırtımızda taşıyamıyorsak bunun sorumlusu bizler değiliz; çünkü çocuklar, gençler bir fırındır ve sizler bu fırının içine ne koyarsanız, fırından da o çıkacaktır.


Yazar rumuzu : nişancı


Önceki eser / Eserler ana listesi / Sonraki eser

---------------------------------------------------