Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

7.d-1

Yazar rumuzu : rim21
Eser sıra no : 090227.21
-------------------------------


BİR TARİH GERÇEĞİ


İnsanlık tarihi, ilkellikten medeniyete uzanan , yıllar boyunca devam eden zorlu savaşlarla bilgiyi bilim yapan öğretiler kazanmıştır. İnsanlar öğrendikçe, bilim yeni adımlar attıkça birçok uygarlık varolmuş, zirveye yükselmiş ve tarihte derin izler bırakmıştır. Kuruluş ve yükselişinde bilime önem veren toplumlar her zaman zirveye yükselmiştir. Ne zaman ki akla, düşünceye, bilgiye ve bilime verilen değer düşmüş; o zaman o toplum için gerileme ve yok olma dönemi başlamış, bu kaçınılmaz bir sonuç haline gelmiştir.

Neden bu kadar kesin düşünceler orataya attığımı düşünebilirsiniz; ancak tarih tüm bunları en açık biçimiyle gözler önüne sermiştir.

Kültür, bir toplumun varoluş sürecinde maddi ve manevi kazandığı tüm değerlerin korunması, gelecek nesillere aktarılmasıdır. Türk toplum ve kültürünü ele alacak olursak; Türkler Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen zamanda göçebe bir yaşam sürmüş ve yazıyı geç kullanması nedeniyle kalıcı eserler bırakamamıştır. Anadolu’da geçilen yerleşik yaşamla birlikte, Türk kültürü gelişmeye başlamış ve her alanda birçok ilerleme kaydetmiştir. Bu ilerlemesini, bilim adına yaptığı uğraşlara borçludur. Bilime verdiği değerle birlikte birçok alim yetiştirmiştir. Anadolu Selçukluları’nda medreseler açmaya başlayan Türkler, çok güçlü uygarlıklar kurmuş ve birçok topluma düşünce gücü, akıl, mantık ve bilimin sonsuzluğuna inanmayı öğretmiştir.

Türkler, Osmanlı Devletini de altı yüz yıl yaşatmış ve döneminin en güçlü imparatorluğu yapmıştır. Osmanlı Devletinde eğitim-öğretim faaliyetleri her tarafa yayılmış olup, çocuk mektebinden Dârul Fünun’a, medreseden Medrese-i İhtisas’a kadar her seviyeye eğitim ve öğretim yapıldığı teşkilatlar kurulmuştur. İran, Turan, Horasan, Dağıstan, Hindistan, Buhara, Halep, Şam, Mısır ve daha birçok yerden alimler Osmanlı Devletine akın ettmiştir. Çünkü Osmanlı Devleti bilime önem vermiş, alimlere itibar etmiştir. Her medreseye bağlı vakıflar kurulmuştur ve bu vakıflar medrese ve öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılamıştır. İlk medresesini 1330 yılında kurmuş ve giderek bunları artırmıştır. Osmanlı Devletinde hemen hemen her şehirde bir medrese vardır. Tüm bunlar bilime verilen önem ve bilimin günışığıyla gerçekleşmiştir. Osmanlı Devleti giderek yükselmiş, topraklarını genişletmiş ve bilgili bir toplum oluşturmuştur. Dünyayı yönetmiş ve üç kıt’anın hakimi olmuştur.

İstanbul’un fethiyle birlikte, İstanbul’da bulunan önemli Rum bilim adamları Avrupa’ya kaçmıştır. O dönem Avrupa büyük bir cehalet ve sefalet içinde yaşamaktadır. Avrupa’ya kaçan bu bilim adamları çalışmalarına orada devam etmiş, böylece Rönesans’ı başlatmıştır. Rönesans dönemi Avrupa’nın Aydınlanma Çağı olmuştur. Matbaa kurulmuş, kitaplar yazılmış, coğrafi keşifler başlamış bununla birlikte ticaret hareketlenmiş, sanayileşmeyle insanlar dogmatik düşüncelerden arınmıştır. Düşünce gücü ve bilime verilen değer bugün Avrupa’yı çağdaş bir toplum yapmıştır.

Avrupa’da tüm bunlar yaşanırlen Osmanlı Devleti bilime verdiği değeri yitirmeye ve gerilemeye başlamış, böylece Osmanlı Devleti Avrupa’nın gerisinde kalmıştır. Bu kez bilim Avrupa’yı aydınlatmıştır.

Rönesans ile birlikte Reform hareketleri de başlamış, Avrupa kilisenin yalanlarından ve baskılarından kurtulmuştur. Aydınlanma öncesi cehaleti en ağır şekilde yaşayan Avrupa, Rönesans ve Reform ile gelen düşünce ve bilgi akımı ile beslenmiş ve onları aydın bir toplum yapmıştır.Giderek yozlaşan ve gücünü yitiren Osmanlı Devleti, yenilenen Avrupa’nın gerisinde kalmış ve tüm bu yaşananlardan geriye güçlü bir Avrupa ve dağılmış bir ulusu tekrar bir araya getiren Mustafa Kemal’in kurduğu Türkiye Cumhuriyeti kalmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Mustafa Kemal Atatürk bizlere “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” sözüyle seslenmiştir. Bizlere bilimin gösterdiği yolda ilerlememizi vasiyet etmiş ve Türkiye’yi Türk Gençliğine emanet etmiştir.

Peki, Atatürk kimdi ve neden bunu söylemiştir? Atatürk; güçlü bir asker, başarılı bir devlet adamı ve bilimin ilerlemesi adına ciddi çalışmalar gerçekleştirmiş bilimsel düşünce yolunda ilerleyen bir devrimcidir. Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduktan sonra Osmanlı Devleti’nin düştüğü hataya düşmemek ve gelişmek adına bilim için birçok çalışma gerçekleştirmiştir. Harf devrimini yaparak TDK ve TTK gibi birçok araştırma enstitüsü kurmuştur.

Asker, devlet adamı ve bilim adamı kimliği dışında çok güçlü bir ileri görüşlülüğe sahip bir düşünür olumştur Atatürk. "Gençliğe Hitabe" bunun en somut kanıtıdır.Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra bilim ve eğitim adına önemli adımlar atılmıştır. Bunlardan biri de kurulan Köy Enstitüleridir. Köy Enstitüsü sistemi eğitime ve bilime destek olması amacıyla kurulan eğitsel, ekonomik, toplumsal ve siyasal olmak üzere dört görev üstlenilmiştir. Ancak siyasi bazı çıkarlar nedeniyle 1946 yılında kaldırılıması için çalışmalar başlatılmış ve 1947 'de son bulmuştur.

Bilim tüm varoluş boyunca bu kadar önemliyse geleceğin yetişkinleri bizler “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” sözü hakkında ne düşünüyoruz peki?

Günümüzde yaşanan iç ve dış savaşlar, çıkar çatışmaları, insani duyguların sömürülmesi ve insanları düşünceden uzaklaştıracak çalışmaların yapılması, insanları bilim, akıl, düşünce ve mantıktan uzak tutmak içindir; çünkü bilim toplumları yükseltir, dogmatik düşünce ortadan kalkar, kişilerde sorgulama yetisi güçlenir ve çarpıklıklar ortadan kaldırılır. Bilimin insalığa tüm bunları kazandırması bazı kişi ve kurumların çıkarlarını zedeler, yapılmak istenen politik oyunlar ve katliamlar gerçekleşemez. Bu nedenle gençlik bilimden uzak tutulmaya ve birçok konuda uyutulmaya çalışılmaktadır. Ancak biz gençler tam bu noktada Mustafa Kemal’in “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” sözünü anımsıyor ve bu yolda ilerlemeye çalışıyoruz. Fakat ne yazık ki günümüzde ,sosyal ve ekonomik şartların yetersizliğinden dolayı ve bunun yanında siyasi gelişmelerin etkisiyle birçok genç eğitim ve öğretimini tamamlayamamaktadır.

Teknolojinin yanlış kullanımı ,bilimsel düşünceye değer verilmemesi nedeniyle birçok genç arkadaşımız adeta göçe zorlanmaktadır. Şu anda Türkiye’de hızlı bir beyin göçü olmaktadır; çünkü bilime sırt çevirtilen bir Türkiye söz konusudur. Yetenekli, zeki, çalışkan ve disiplinli birçok gencimiz dünyada bilimsel çalışmalarıyla isim yapmaktadır.

Hep birlikte görüyoruz ki Gazi Mustafa Kemal’in de söylediği gibi “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” Tarih bütün oluşumu boyunca, bilimle ilerlemenin neler kazandırdığını kanıtlar nitelikte olay ve durumları barındırmıştır bünyesinde. İşte sadece bu anlatılanlar bile bizi bilime bağlamalı, ondan bir parça yapmalı. Bilimden uzak kalmanın insanları bulundukları yerden geri sürüklediğini ve düşünce gücünden, akıldan, mantıktan uzaklaştırdığını artık hepimiz fark etmeliyiz. Bilimden uzaklaşmak demek; önümüzde televizyon, elimizde cep telefonu ile nedensiz bir yaşamda ortaya çıkacak ilkelliktir. Biliyoruz ki bilimi unutan toplumlardan , bilim mutlaka intikamını alır. Bilim karalıkta yol gösteren bir günışığıdır.


Yazar rumuzu : rim21


Önceki eser / Eserler ana listesi / Sonraki eser

----------------------------------------------------