Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

6.e-2

Yazar rumuzu : mavi12
Eser sıra no : 090227.02
------------------------------


MERDİVEN


Bilim, insanın dünyada var olmasıyla başlar. İnsan, dünyayı algılamaya başladığı andan itibaren çevresi, yaşamı ve kendisi hakkında her şeyi merak eder ve sorular sorar. İşte o andan itibaren bilim de var olmaya başlar. Neden, merak, amaç, bilgi, gerçekler... tüm bu kavramlar bilimin olmazsa olmazıdır. İlk insanın yaşamından tutun da günümüze kadar bilim, insanlığın yaşamını yönlendiren ve yaşamın sınırlarını belirleyen bir güç olmuştur. Evet, bilim güçtür; arayan, merak eden, sorgulayan, yeni şeyler üreten, bilmek isteyen kişi bilimi kullanır. Bilimin yol göstericiliği ile yaşamını sürdüren, hem kendinin hem de başkalarının yolunu aydınlatan kişi bu gücü elinde bulundurur. Bu güç insanlığın yararına olan bir güçtür, kişisel bir güç değildir.

Bilimle beslenen, bilimi kullanan insan gerek bireysel gerek toplumsal sorunlara akılcı ve mantıksal çözümler getirebilir. Sorunlara tüm yönleriyle, çelişkileri ile bir bütünsellik içinde yaklaşır. Bu sayede hem toplumu hem de kendi yaşamını iyileştirebilir. İyileştirebilir diyorum; çünkü bilim doğrunun ve gerçeklerin peşinden gider ve doğrunun olduğu yerde iyilik de vardır. İyinin olduğu yerde ise tüm toplumun refahı ve mutluluğu söz konusudur. Bilindiği gibi toplumun refahı öncelikle ülkenin gelişmişlik düzeyine bağlıdır, gelişmişlik düzeyi de bilimselliğe. Bir ülke gelişme sürecinde, bilimi kendine ne kadar kılavuz edinmişse o kadar gelişme göstermiştir. Gelişmenin bilimle birlikte nasıl gerçekleştiğini incelemek için, öncelikle bilimin oluşturduğu insan modelini incelemek gerekir. Bilim; merak eden, sorgulayan, araştıran insan modelini oluşturmak yanında, insana hoşgörü de kazandırır. Bilim insanı, yeni düşüncelere kapalı değildir. Dinin dogmaları gibi algılamaz olayları. Yeni görüş, düşünce ve fikirleri inceler, saptamalar ve çözümlemeler yapar. Gözleri kör, kolay kandırılabilen, cahil, aklını kullanabilme yetisinin farkında olmayan insanlara düşmandır. Bilim, yobaz insanlara da düşmandır; çünkü yobaz insan, dogmalarla hayatına yön veren kişidir. Oysa, bilimin ilkelerinde böyle bir şey söz konusu olamaz. Bilim insanı özgürlüğü ve özgür düşünceyi sever, bilgiye açtır. Fakat maalesef, günümüzde dünyaya hakim olan sadece bilimin ve bilim insanının gücü değildir. Ne yazık ki, dinsel kuralları yaşamın temel kuralı haline getirip dogmalaştıran ve bu dogmaların yaşamlarına kılavuzluk etmesine göz yuman insanlar da vardır. İşte bu kişilerin egemen olduğu ülkelerin gelişmişlik düzeyi ile bilim öncülüğünde yönetilen ülkelerin gelişmişlik düzeyi arasında çok büyük farklar vardır.

Bilimin ellerinde büyümüş olan aydın kesim, laik politikaları savunurken, bazı siyasetçiler neden ısrarla, bilimle çatışma pahasına dini siyasete alet etmektedirler? Siyasette, ülke yönetiminde ve politikada bilim çok önemlidir. Siyasette yeri olması gereken bilimdir, din değil. Din; kişi ile Allah arasındaki kutsal bir bağ, insanı iyiliğe, güzelliğe, sevgiye yönelten bir mihenk taşıdır. Ancak kutsal inançların siyasi bir söyleme dönüştüren ve bundan siyasi bir çıkar uman insanlar, bilerek ya da farkında olmadan onu bir “rant” aracına dönüştürüp kirletmektedirler. Maalesef bu durum geçmişte de böyleydi, bugün de böyledir. Atatürk’ün yıllar önce yaptığı saptama ve uyarılar bugün de yolumuzu aydınlatan bir ışıktır: “Birçok asırdır olduğu gibi, bügun dahil, milletlerin bilgisizliğinden ve taasubundan istifade ederek bin bir türlü siyasi ve şahsi maksat ve menfaat temini için dini alet, vasıta olarak kullanmak teşebbüsünde bulunanların içeride ve dışarıda varlığı, bizi bu konuda söz söylemekten, ne yazık ki, henüz uzak bulunduruyor. İnsanlıkta, din hakkındaki duygu ve bilgi her türlü asılsız hikayelerden sıyrılarak hakiki ilim ve teknik ışıkları ile temizlenip mükemmel oluncaya kadar ‘din oyunu aktörleri’ne, her yerde tesadüf olunacaktır.” Atatürk’ün söylediği “din oyunu aktörleri”ne maalesef günümüzde sıkça rastlamaktayız. Ancak şu acı gerçeğe herkesin dikkatini çekmek istiyorum: Yeryüzünde “din oyunu aktörleri”nin egemen olduğu, dünya politikalarında söz sahibi olan, gelişmiş bir tek ülke yoktur.

Bilimin yol gösterici olduğunu savunan ve buna inanan kişilerin yönetimde olduğu ülkelerde, kişinin çıkarı değil toplumun ve ülkenin çıkarları söz konusu olur. Burada amaç, gelecekte sahtekarlara inanmayan, kendi fikirleri olan, aydınlanmış kişiler yetiştirmektir. Ancak böyle insanların yetişip de yönetimde olduğu ülkeler kalkınacak ve gelişecektir. Amerika, Japonya, Almanya gibi “güçlü” ülkelerde sistem bu şekilde kurulmuştur. Dikkat ederseniz bu ülkeler “güçlü” nitelemesiyle anlatılmaktadır. Neden? Ekonomilerinin iyi olması, coğrafi konumları, doğal kaynaklarının bulunması gibi nedenlerden bu halde olduğunu düşünebiliriz. Bu doğrudur; fakat bu ayrıcalıklar tek başına hiçbir şey ifade etmez. Bunları işletecek, daha verimli ve iyi hale getirecek olan bilime ve sanata ihtiyaç vardır. Japonya, gelişen bilim ve teknoloji ile dünyanın zengin ülkelerinden biri olmuştur. Bu nedenle gelir fazlası vardır ve bu gelir fazlası ile ülkedeki halk refah içinde yaşar. Örneğin Rusya, 90’lı yıllarda çok yıpratıcı siyasi olaylar yaşamış; fakat çok kısa sürede kendini toparlamıştır, bunun da nedeni kültür birikimi, eğitim ve bilimdir. Halkımız ve dünyadaki tüm insanlar, artık bilimin gücünün farkına varmalı ve o yolda ilerlemeli, gelenekçi yaşamdan kurtulmalıdır. Ancak böyle bir ülke “güçlü” diye nitelediğimiz ülkelerin seviyesine erişebilecek ve onlarla yarışabilecektir. Bunu başarmanın yolu da ancak bilim ve sanattır. Türkiye’nin 21. yüzyılda bu durumda olmasının nedeni de bilgi, kültür ve eğitim düzeyindeki düşüklük hatta gerilemedir. Atatürk ile birlikte artan kültür ve eğitim düzeyi, onun ölümünün ardından yavaş yavaş düşmeye başlamıştır. Çünkü uzun vadeli politikalar, yerini güncel, popülist yaklaşımlara; Cumhuriyet’in yetiştirmeyi amaçladığı modern insan tipi, her yönüyle aşındırılıp okumayan, düşünmeyen, sorgulamayan, sadece “biat” eden, “alkışlayan” insan tipine bırakmıştır. Maalesef 21. yüzyılda -çoğunluğumuzun- geldiği nokta budur.

Bilim ve sanat, insanı yücelten iki önemli değerdir ve toplum yaşamının her katına egemen olmalıdır. Liselerimizde analitik düşünce egemen değilse, üniversitelerimiz bilim ve teknoloji üretemiyorsa, nedenleri üzerine düşünmeliyiz. Nasıl bir gençlik, nasıl bir Türkiye özlediğimizi tekrar sorgulamalıyız. Bilime, sanata Atatürk’ün verdiği önemi ve önceliği, bugün neden gereken ölçüde vermediğimizi tartışmalıyız. Geleneksel Osmanlı toplumunun, ülkenin bazı bölgelerinde bütün ağırlığıyla; töresiyle, gelenekleriyle hâlâ neden var olduğunu, dönüşümün neden gerçekleştirilemediğini (ya da gerçekleştirilmediğini) ortaya koymalıyız. Atatürk’ün bize devrimleriyle, bilim, sanat ve teknolojideki ilerlemeleriyle, yenilikleriyle emanet ettiği ülkeyi; çağın gerekleriyle donatmamız, bilimin ışığında merdivenleri tek tek ve emin adımlarla çıkmamız gerekmektedir, inmemiz değil.

Yazar rumuz : mavi12


Önceki eser / Eserler ana listesi / Sonraki eser
------------------------------------------------------------