Konusu : Hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması.

_____________________________________________________________________________________________

6.e-1

Yazar rumuzu : somut 21
Eser sıra no : 090227.01
----------------------------

LAMBA

Günümüzde, toplumu oluşturan bireylerin büyük bir değerler yitimine uğradığı, hatta insanların giderek, birbirlerine de değer vermemeye başladığı görülmektedir. Peki, bu değer yitiminin, değer vermemenin nedeni nedir? Toplumumuzda, insanların birbirine saygı duyması ve barış içinde yaşamaları için gerekli koşullar mı yoktur? Maalesef, şu anda açıkça görülen tabloda, sadece sönmeye başlayan, islenmiş bir lamba vardır.

İçinde bulunduğumuz durum henüz çok da karanlık değildir; ancak karanlığa doğru da yol aldığımız bir gerçektir. Bu ülkenin ilk durağı da karanlıktaydı, büyük bir mücadeleyle aydınlatıldı. Ancak, şimdi yine bir karanlık yola doğru götürülmek isteniyoruz.; ama bu durumun temel sorumlusu da biziz. Halka gereken önemi ve değeri veremedik. Yani hata bizim. Çünkü değer verilmeyen insan içine kapanır, her şeyi kendi içinde ya da kendine güven duygusunu veren “cemaat” gibi oluşumlarda yaşamaya başlar. Bu insan bilgiye açlığını fark etmez, bilgiden korkar. Bizim insanımız da bu duruma getirilmiştir; çünkü yüzyıllardır değer verilmemiştir bizim insanımıza. Sonra birden, bir mücadeleci kahraman, bize, bu kaderi aşmanın yolunu söyledi. Aslında çok da uzun zamanlar olmadı o, bunu söyleyeli. Mustafa Kemal’di, Atatürk’tü bu kişi. Çok basit, ama çok değerli bir söz; karanlıktan kutuluşun, kalkınmanın rehberi bir söz: “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” Bu söz kısaca, insanların hangi değere yönelmesi gerektiğini anlatan bir sözdür. Hayatta en gerçek yol göstericinin bilim olduğunu haykırır. Evet, en gerçek yol gösterici bir insan değildir, bir inanç değil, bir siyasi düşünce değil; sadece bilimdir. Bize düşen önce bu söz üstünde düşünmektir.

Benim bu sözden anladığım, Atatürk’ün bizleri en sağlam yola yönelmekle sorumlu tuttuğudur. Bilimdir bu yol. Bilim, din gibi soyut, yani kanıtlanması olanaksız şeylerden çok uzaktır. Hatta tam tersi üzerine kuruludur; kanıtlanan, sağlam bilgiler üzerine… Peki Atatürk neden bizi bilime yöneltmek istemiştir? Çünkü biz çağlardır aydınlanmayı bekliyoruz. Çağlardır ayaklarımız yere sağlam basmadı. İşte asıl sözcük bu: Sağlamlık. Atatürk’ün istediği böyle bir millet yaratmaktı, sağlam bir millet. Biz bu yolu takip edersek, sağlam bir millet oluruz. Ya takip etmezsek, işte o zaman başladığımız yere döneriz. Başladığımız yer, yani hiçlik. Kurtuluş Savaşı bir hiçlikten var edilerek yapılmıştır. Hiçlikten var etmenin ne kadar inanılmaz bir şey olduğunu anlayamıyor insanlar. Bu nedenle günümüzde 19 Mayıs, 23 Nisan, 10 Kasım gibi ulusal törenlere gösterilen ilgi azaldı. Bunlar yokluktan yaratılan değerlerdir.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında insanlar daha milliyetçiydi, herkes çok daha fazla değer veriyordu Atatürk’ün mirasına. Neden? Çünkü yaşayıp görmüşlerdi o savaşı. Savaşanlar zaten onlardı. Bu yüzden sahip çıkıyorlardı büyük mirasa. Şimdi ise onlar birer birer bu dünyadan göçtüler. Değerleri yaşatacak kim kaldı? Kimse... Sadece bir avuç sorumlu insan. Ve Cumhuriyet’in kurulduğu zor koşulları bilmeyen ya da önemsemeyen ve bundan dolayı kendini Cumhuriyet’in değerlerine sahip çıkmakla yükümlü görmeyen üçüncü bir grup… Atatürk, sonraki kuşaklar da Cumhuriyet’in değerlerine sahip çıksın diye yol gösterici olarak bilimi seçti. Çünkü Cumhuriyet, bilimi ve çağdaş uygarlığı temel aldı.

Peki bilim nasıl yol gösterir? Öncelikle bilim sağlamdır. Yıkılamayan bir engeldir. Toplumun da araştırma ve öğrenme açlığını arttırır. Bu koşullar sağlandıktan sonra zaten hangi millet yozlaşır? Sağlam temele dayanan hiçbir millet yozlaşmaz. Bir bina düşünün, zemini gevşekse, bina sağlam olsa da yıkılır. Zemin sağlam, ama bina dayanıksızsa yine yıkılır. Bilimi yol gösterici kabul etmek, sağlam zemine sağlam bina yapmaktır. Belki de bilimi sağlam yapan şey; gerçeği ve yalnızca gerçeği araştırması, incelemesi; soyut herhangi bir şeyle, dinle, metafizikle, falcılıkla ilgilenmemesidir. Gelişimi engelleyeceği, toplumu böleceği için Atatürk, soyut değerler üzerine devleti kurmamıştır. Ülkeyi dinsel temele dayandırıp yönetmeye başlarsanız, belki belli bir kesimi sömürürsünüz ve bu kesim, bu durumun farkına bile varmadığı için kendi özgürlüğünü de aramaz. Bir gün, bir ülke sizin önemsemediğiniz demokrasiyi, ülkenize getirmek bahanesiyle ülkenizi işgal edebilir. Batılı ülkeler neden araştıran, merak eden insan profilini yaratmak için çabalıyor, “ar-ge”ye büyük yatırımlar yapıyor? Çünkü bilimi güçlü olarak var olabilmenin temel aracı olarak görüyorlar. Atatürk kendi döneminde, araştıran ve merak eden insanı yaratmıştı aslında. Birçok ilke de imza atmış, ard arda devrimler yapmıştı. Sonra da bu değerlerin kalıcı olabilmesi için bize yol göstermişti; sağlam, bilime dayalı, aydınlık yol.

Aydınlığın bilimden geldiğini şiddetle reddedenler de vardır. Neden reddederler bunu? Çıkarlarına ters düştüğü için sanırım. Çünkü bu, örnekler bunu gösteriyor. Örneğin inançların insana etkisine rahatlatma oranına bakalım. Pekala zor durumlara düştüğümüzde belki de ilk bakışta en güçlü sığınak din gibi gözünür. Oysa derine inip düşündüğünüzde, dinin size sunduğu iç huzurundan başka bir şey göremezsiniz. Din size ancak soyut, yani “gerçek olmayan” bir mutluluk verebilir. Korkularınızı yenmeye geçici çözümdür. Kendinizi rahatlatırsınız sadece. Din; en güçlü, soyut yol gösterici -ya da rahatlatıcı diyelim- olarak kabul edildiği için başka herhangi bir soyut “yol”u ele almamıza gerek yok. Bir de bilime bakalım. Bilim elinizde ne olduğuna, o şeyin neden olduğuna bakar. Sonra da tek tek varlığı, olguyu, olayı analiz eder; parçalar, araştırır ve birleştirip yeni bir çözüm, bir keşif veya başka bir yenilik sunar size. Bilimin bize sunduğu her şey somuttur, dinlerin bize sundukları ise soyut. Bu noktada tekrar Atatürk’ün sözüne dikkat çekiyorum, biz gücümüze inançlardan mı lacağız? Bunu mu demek istemiştir Atatürk? İnsanların inançlarını sömürerek mi yaşamalıdır bir ülke? Yol gösterici olarak dini mi seçmelidir bu toplum? Bu soruların hepsinin yanıtı aynıdır. Birine evet ise hepsine evet… Birine hayır ise hepsine hayır… Hayattaki en iyi yol gösterici bilimdir.

Düşünün bir, o zamanlardaki, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki bilimin vardığı seviyeyle bugünkünü karşılaştırın. Arada dağlar kadar fark olmasına rağmen, işlev olarak bir şey değişmemiştir. Bilim topluma yön vermiştir ve yön vermektedir. Atatürk bize “yol” göstermiştir, bunun inanılmazlığının farkında mısınız? Bu yolu takip edip etmemek bizim elimizdedir. Aslında toplum bir kere aydınlandı mı bir daha kimse, hiçbir güç onu karanlığa gömemez. Çünkü toplum o sönen lambayı tamir etmeyi öğrenir artık. Bizim sorunumuz hâlâ bunu öğrenememiş olmamızda. Bunun testi de yaşadığımız günlerdir. Kritik günler, bugünler. Atatürk’ü anlayabildik mi, anlayamadık mı? Ya da doğru mu anladık? Eğer anladıysak bugünleri zor da olsa aşar, eğer anlayamadıysak karanlığa doğru yol alırız. Zaten insanlar aydınlanırsa, sömürü denemesinde başarısız olan güçler de bunu görecektir. Ancak, bu güçler her zaman var olacaktır. Önemli olan onları yok etmek değil, yenmektir. Onlar asla yok olmazlar. Bir şeyin karşıtı yoksa kendisi de yoktur. İyilik yokken, kötülük yoktur; kötülük yokken de iyilik. Cumhuriyet’i ayakta tutmak için de bu kötülüğü yenmemiz gerekmektedir. Dikkat çekmek istediğim şey, bizi var edenlerin aslında onlar olduğu değil, bizim mantıklı insanlar olarak şu basit söz üstüne düşünmemizdir. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” Atatürk ne yapmamış ki, diyenlere şunu sormak istiyorum: Söyleyin ne yapmamış? Eksik hiçbir şey yok. Aksine fazlası var.

Kim ne derse desin bunu anlayacak olan kişiler tek tek bireylerdir. Kimsenin beynine bir zorla bir düşünce aktaramayız. Bir insan, öğrenmeye aç olmalı, kendi istemeli. Bu “anlama” süreci de kısa bir zaman dilimi değildir. Sürekli bir eğitim – öğretim gerektirir, zaten bilimin bir alt kademesidir bu, bilimin temelidir. Herkes okumalıdır. Okumayan millet aydınlanamaz. Halkı, bilimin gücüne inandırmalıyız, öncelikli olarak yapmamız gereken bu. Aydınlanmayı bekleyen insanların, bilimsel bilgiye ulaşmasını ve bunu kullanabilmesini sağlamalıyız. Bunu yapamadığımız sürece, birileri onları sömürmeye, kullanmaya devam edecektir. Ben de herkesten birisiyim. Herkesin sorumluluğu aynı: Bilimi ve bilimsel düşünmeyi yol gösterici edinmek. Ben de en azından kendi düşüncelerimi topluma anlatmayı deneyerek onları bu düşünceye ısındırmaya çalıştım. Bunu herkes yaparsa bilimi artık yol edinebiliriz.

“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” Ben bu sözün anlamını biliyorum. Ömrüm bitene kadar da herkese anlatmaya devam edeceğim. Önemli olan bunu en az bir kereliğine anlamak. Çünkü bu şey, insanın kafasına bir kere girdi mi çıkması olanaksız. İnsanlara Tanrı’dan daha somut bir yol göstericinin de varlığını anlatmak, onları aydınlatmaktır. Atatürk’ün yapmaya çalıştığı şey budur. Bu sözü takip etmiş olmamız gerekirdi, yine de takip edebiliriz; çünkü hâlâ lamba tamamen sönmedi.

Sonuç olarak, değer vermemiz, takip etmemiz, kendimizi adamamız gereken şey; merak, özgürlük ve araştırmadır. Bunlar bilimden doğar, işte bu sözün büyüsü buradadır. Bilim, özgürlük getirir. Çünkü merakı büyüyen insan ancak araştırarak ve öğrenerek bu merakını giderebilir. Artık ortaçağdan çıkmamız gerek. Kendimizi gerçekdışı inanca dayamamak, soyut şeylere dalarak uçup gitmemek, yere sağlam basmak, artık uyanmak gerek. Tam olarak temeli ve malzemesi sağlam olan bir binayı sağlam bir zemine yapmak, lamba söndüğünde tamir edebilmek gerek. Herkesin bir gün bu dogmatik sömürü düzeninden kurtulup, hazine görevi üstlenen bu sözü benimsemesi gerekiyor. Atatürk’ün geleceği görmesi sadece kişisel bir yetenek olarak kalmasın, bu aynı zamanda bizim kurtuluşumuz, aydınlanışımız olarak da kullanılsın.


Yazar rumuzu : somut 21


Önceki eser / Eserler ana listesi / Sonraki eser

----------------------------------------------------